Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Showcase


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 130 | 131 | (Page 132) | 133 | 134 | .... | 165 | newer

    0 0
  • 04/29/15--00:55: 10 soruda Çanakkale Zaferi
  • Çanakkale Kara Savaşları’nın 100. yıldönümü vesilesiyle önceki gün yabancı ülkelerden gelen konuklarla anma töreni gerçekleştirildi. Peki o zafer nasıl kazanılmıştı? İşte 10 soruda Çanakkale Destanı...

    1- Çanakkale Savaşı ne zaman oldu?

    Genel algı, 1915 zaferinin Kurtuluş Savaşı esnasında meydana gelen bir harp olduğudur. Oysa Çanakkale Cephesi, 3 Kasım 1914 ile 9 Ocak 1916 tarihleri arasında Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda Almanlarla ittifak sonucu İngiltere, Avustralya, Yeni Zelanda, Hindistan ve Fransa güçlerine karşı Gelibolu yarımadasında verdiği kara ve deniz harekâtıdır.

    2- Savaş zamanında padişah kimdi?

    Harp esnasında, Osmanlı saltanatında, 35. Osmanlı padişahı, 114. İslam halifesi V. Mehmet Reşat bulunuyordu. Abdülmecid Han’ın üçüncü oğlu olan Sultan Reşat, ağabeyi II. Abdülhamid’den sonra tahta çıkar. 1909-1918 yılları arasında saltanatta bulunan Sultan Reşat, imparatorluğun en trajik zamanlarını yaşadığı devirde hükümdardır. Devrinde Balkan savaşları, Trablusgarp’ın işgali gibi mühim hadiseler yaşanır. 3 Temmuz 1918 tarihinde böbrek yetmezliğinden ötürü vefat ettiğinde 73 yaşındaydı.

    3- Savaş sırasında Genelkurmay başkanı kimdi?

    İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurucu önderlerinden Enver Paşa’ydı. 1914’te Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na Almanlarla beraber girmesine karar verdi. Savaş zamanı ‘Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili’ sıfatıyla askerî; politikayı yönlendirmiştir.

    4- Çanakkale Savaşı’nın başkomutanı kimdi?

    Liman von Sanders Paşa’ydı. Osmanlı Devleti’ne subay ve danışman olarak hizmet veren Alman general, 1913 yılında Enver Paşa tarafından Alman Danışma Kurulu başkanlığına atanır. Ağustos 1914’te I. Kolordu komutanı olur. Almanlarla yapılan anlaşmalar gereğince kendisine ‘Mareşal’ unvanı verilir. Mart 1915’te ise Çanakkale cephesinde yeni teşkil eden 5. Ordu Komutanlığı’nın başına getirilir.

    5- Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki vazifesi neydi?

    Çanakkale’nin üçüncü cephesi addedilen Anafartalar’ın kumandanıydı. Kurmay albay rütbesiyle, başarılı çarpışmalara öncülük etmiştir.

    6- Çanakkale’de kaç cephede savaşıldı?

    Osmanlı askeri, Arıburnu ve Anafartalar olmak üzere iki cephede savaştı. Arıburnu’ndaki çatışmalar, 25 Nisan 1915’te başlamış, 6 Ağustos’ta sona ermiştir. En meşhur harekât, Anzak Kolordusu tarafından yapılan çıkarmadır. Anafartalar Cephesi ise 6 Ağustos’ta Suvlo Koyu civarında başlamış, daha sonra Arıburnu ile birleşilmiştir.

    7- Çanakkale’de kaç şehit verildi?

    Bir yıldan fazla süren muharebelerde her iki taraf büyük kayıplar verdi. Zekeriya Kurşun’un aktardığı bilgilere göre, İtilaf devletleri Çanakkale’ye 410 bin İngiliz, 79 bin Fransız olmak üzere yarım milyona yakın asker gönderdi. Sadece İngiliz kuvvetlerinin kaybı 213 bin 980 kişiyi buldu. Çanakkale muharebelerine katılan Türk kuvvetleri ise yaklaşık 700 bin kişi. Erat, genellikle kısım kısım kullanıldığından zayiatın belirlenmesi güçleşmiş ve çeşitli rakamlar ortaya atılmıştı. Bu rakamlar 190 bin ile 350 bin arasında değişiyor. Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlı­ğı’nın resmî; kayıtlara dayanarak tespit ettiği şehit sayısı ise 213 bin 882.

    8- Seyit Onbaşı, savaştan sonra ne iş yaptı?

    Asıl adı Seyit Ali Çubuk olan bu kahraman Osmanlı askeri, Çanakkale Cephesi’nde topçu eri olarak Rumeli Mecidiye Tabyası’nda görev yapmıştı. 215 kg ağırlığındaki top mermilerini sırtlamış ve Fransız zırhlısı Bouvet’e ağır hasarlar verdirerek bir süre sonra alabora olmasını sağlamıştır. Bu başarısından ötürü onbaşı rütbesini alan Seyit Ali Çubuk, savaş bitimi memleketi Balıkesir’in Çamlık köyüne dönmüştü. Ormancılık ve kömürcülük işiyle meşgul olan kahraman askerimiz, 1939 yılında verem nedeniyle Hakk’ın rahmetine kavuştu.

    9- Çanakkale Türküsü nerede yazıldı?

    Türkünün ev sahibi, Kastamonu’nun Araç ilçesine bağlı Güzlük köyü. “Çanakkale içinde bir kırık testi/Analar babalar ümidi kesti…” sözlerinin yer aldığı ağıt, aynı köyden 25 şehidin verilmesi sonucu yakıldı.

    10- Zaferin sonunda ne oldu?

    İstanbul’u bir ayda ele geçirmeyi hedefleyen İtilaf Devletleri, bu amacına ulaşamadı. İngiltere ve Fransa’dan yardım alamayan Rusya’da Çarlık rejimi çöktü, Bolşevik Devrimi yaşandı. Balkan Savaşları sonrası moralman çöken Osmanlı ordusu, yeniden güç kazandı. Emperyalizme karşı verilen bu başkaldırı, Millî; Mücadele ruhunu ortaya çıkardı. Diğer coğrafyalardaki Müslümanların istiklallerini kazanmaları adına dönüm noktası oldu.


    0 0

    İtalyanların sadece dünyaya değil, bana da bir armağanı pesto (fesleğen) sos ile şimdiye kadar tanışmadıysanız şiddetle tavsiye ederim. Ekmek arası domates peynir ya da tost severler içine bir kaşık da pesto sürdü mü, tadından yenmiyor.

    Soslar da baharatlar gibi yemeklerin, tatlıların, sandviçlerin vazgeçilmezlerinden. Sizi bilmem ama ben ikisi konusunda da sınır tanımayanlardanım, sofrada olmazsa olmazlarımdan. Baharatlardan başka bahara bahsederim, bana sos gerek sos. Ama birçok konuda zengin olan mutfağımız bu konuda hayli fakir maalesef. O yüzden “yaşasın dünya mutfaklarının kardeşliği!” Yüzlerce sos var. Farklı haftalarda onlara da değinebilirim ama mutfağımızda yer etmiş, benim de çaya çorbaya koyacak kadar sevdiğim, İtalyan mutfağının yalnızca dünyaya değil, bana da en büyük armağanlarından pestodan bahsedeceğim. Pesto, İtalyancada ‘ezilmiş’ veya ‘dövülmüş’ anlamına geliyor. Orijinal adı ‘pesto genovese’ ya da ‘pesto alla genovese’. Taze fesleğen yaprakları ve Romano Pecorino peyniriyle yapılan doğal ve yaz kokulu bir pesto bu. Fesleğeni ezerek bu sosu keşfeden Cenovalılara minnetlerimi sunuyorum. Onlar sayesinde tanıştığımız bu sosun dört ana malzemesi var. Fesleğen, çam fıstığı, parmesan peyniri (parmigiano-reggiano) ve tabii sızma zeytinyağı. Mutfağımıza fesleğen sos olarak geçen pestoyu dışarıdan da satın alabilirsiniz ancak hem biraz pahalı hem de katkı maddeli. Yapımı beş dakikanızı almayacak bu sosu evde yapıp kavanozda uzun süre saklayabilirsiniz. Hem evde yapılan ile yapılmayan bir olur mu hiç? Hazır fesleğenin mevsimi kapıda, deneyin pişman olmayacaksınız.

    EV YAPIMI PESTO

    Malzemeler

    (1 büyük boy kavanoz için)

    500 gr fesleğen yaprağı (2 demet), 250 gr parmesan peyniri, 3 küçük paket çam fıstığı, 150 gram ceviz içi (orijinal tarifinde ceviz içi yok ama ben çok yakıştırıyorum), 2 su bardağı zeytinyağı (arzuya göre artırıp azaltabilirsiniz). Yarım tatlı kaşığı tuz (tuzu dikkatli ekleyin zira parmesan da tuzlu bir peynir), 5 diş sarımsak

    Yapılışı: Fesleğenleri yıkayın ve mutlaka kurutun. Sarımsakları soyun. Çam fıstıklarını küçük bir tavaya alıp orta ateşte rengi biraz dönünceye kadar kavurun. Blender’a zeytinyağını, ardından sarımsak, fesleğen, tuz, kavrulmuş fıstık ve rendelediğiniz parmesan peynirini koyun. Aralıklarla çalıştırın.

    Malzemeler güzelce parçalanıp karışıncaya dek devam edin. Cam bir kavanoza alın.

    Not: Buzdolabında 1 hafta, dondurucuda buzdolabı poşetine koyup birkaç ay saklayabilirsiniz.

    Nerede kullanılır?

    Ben en çok makarna (her çeşidiyle olur), mozeralla ve domatesli sandviçe yakıştırıyorum. Bir de geçtiğimiz aylarda tarifini paylaştığım İtalyan mantısı Gnocchi (niyokki)’ye. Mantı demişken bizim Türk işi mantıyla da denedim. Tek yapmanız gereken mantıya salçalı sosu gezdirdikten sonra birkaç kaşık da pesto ilave etmek. Hatta benim gibi sadece pestolu mantı bile yapabilirsiniz, nefis oluyor. Ama pestoyu kullanacağınız alanlar bir iki tarifle sınırlı değil. Makarna, pilav/risotto, et, balık, tavuk, sandviç, salata, pizza, kanepelerinizi pesto soslu yapabilirsiniz. Atıştırmalık ve aperatiflerle de kullanılır. Kahvaltıda bile kızarmış ekmeğinizin üzerine sürüp yiyebilirsiniz, grissiniyi içine bandırıp yemek de başka bir alternatif. Son olarak domates ve peynirli tostla ve patates salatasıyla da müthiş oluyor.


    0 0

    Trafik cezaları caydırıcı olmalı lakin Finlandiya'da durum biraz abartılı. Cezaların kazanca göre belirlendiği Finlandiya'da bir işadamına rekor ceza kesildi.

    Üstelik hız sınırını 23 kilometre aştığı için. Reima Kuisla, 54 bin Euro ödemeye mahkûm edildi. Finlandiya'da hız limiti saatte 80 kilometre. Hesabında 6 buçuk milyon Euro olduğu tespit edilen Kuisla, sadece 23 kilometrelik bir sınır aşımı için bu kadar büyük bir cezaya çarptırıldı. Talihsiz işadamı 2013 yılında da 64 bin Euro ceza ödemiş.

    Ölümüne gezgin

    Gezgin turistleri kim sevmez? Yaşadıkları tek talihsizlik, yerlilerin üç kuruşa aldıklarını beş kuruşa almak zorunda kalmaları değil ama. Nepal'de 7,8 büyüklüğündeki depremden sağ kurtulan İngiliz sağlık gönüllüsü Zoe Nash, 2004'te Tayland'da 200 bin kişinin öldüğü tsunami felaketini de yara almadan atlatmış. Bahtsız gezgin, yine de gönüllü sağlık yardımından vazgeçmiyor.

    Komşuya kalan miras

    Komşu komşunun çatı onarımına da muhtaç. Üstelik karşılığı bir servet. İngiltere'de 75 yaşındaki Ronald Butcher, 500 bin sterlinlik mirasını altı yıl önce karşılık beklemeden çatısını onaran komşusu Daniel Sharp'a bıraktı. Butcher'ın kararı, mirasçı olmayı bekleyen kuzeni ve iki aile dostunu şoke etti. Cesedi, ölümünden iki ay sonra evinde bulunan Butcher'ın vasiyeti mahkemelik oldu. Sharp, vasiyeti şaşkınlıkla karşıladığını söyledi. Hakim, Butcher'ın akli dengesinin yerinde olduğu gerekçesiyle vasiyeti olduğu haliyle kabul etti.


    0 0
  • 05/02/15--14:00: Yolcular çileye uçacak!
  • Havalimanlarında gerçekleştirilen güvenlik denetimlerinde, 1 Temmuz'dan itibaren sistem değişikliğine gidiliyor.

    Yeni uygulama yakınlarını uğurlamaya veya karşılamaya gidenler için sevindirici olsa da, yolcular ve havalimanı çalışanları için büyük bir çileye dönüşecek gibi gözüküyor. Yolcular, yeni dönemde pasaport kontrol sonrasında bulunan güvenlik noktasındaki, ‘vücut tarayıcı sistem' veya ‘iz dedektörü' adı verilen ‘patlayıcı madde dedektörü' ile aranacak. Kontroller nedeniyle, güvenlik denetimlerinde uzun kuyruklar oluşacağı ve bu yüzden yolcularla görevliler arasında tartışmalar yaşanacağı ifade ediliyor.

    11 havalimanı kurulacak

    Havalimanlarının güvenliğinden sorumlu Milli Sivil Havacılık Güvenliği Kurulu'nun, geçen salı gerçekleşen toplantısında önemli kararlar alındı. Buna göre, 1 Temmuz'dan itibaren ilk etapta İzmir Adnan Menderes Havalimanı İç Hatlar Terminali giriş kapılarındaki x-ray güvenlik noktaları kaldırılacak. 1 Eylül'den itibaren de daha detaylı yolcu ve bagaj kontrolleri gerçekleştirilecek. Yolcular için pasaport kontrol noktaları sonrası ‘vücut tarayıcı' ve ‘iz dedektörü' sistemleri kurulacak. Yolcu valizlerinin denetimlerini artırmak için ise, her havalimanında EDS (X ışın tabanlı bilgisayarlı tomografi cihazı) cihazları monte edilecek. Şüpheli yolcularla ilgili denetimler daha da artırılacak. Vücut tarama ve iz dedektörü sistemleri İstanbul Atatürk ve Sabiha Gökçen havalimanları ile Ankara, Antalya, İzmir Adnan Menderes, Bodrum, Dalaman, Adana, Trabzon, Şanlıurfa'daki GAP ve Kütahya'daki Zafer Havalimanı'nda yaygınlaşacak.

    Elle arama kalkmıyor

    Girişteki x-ray güvenlik noktalarının kaldırılmasıyla, terminaldeki güvenlik daha da artırılacak. Terminale giren herkes, resmi ve sivil güvenlik görevlilerinin yanı sıra kameralar tarafından takip edilecek. Şüpheli kişiler detaylı şekilde aranacak. Pasaport sonrası kontroller ise en üst seviyeye çıkarılacak. Her on yolcudan en az biri, ‘vücut tarayıcı' veya ‘iz dedektörü' sisteminde aramaya tabi tutulacak. Kapı geçişlerinde sinyal veren yolculara elle arama gerçekleştirilecek. Topuz saçlar açılacak, kabarık saçlar da elle aranacak. Denetimlerde hiçbir yolcuya taviz verilmeyecek. Görevlilerle tartışan veya aranmak istemeyen yolculara yasal işlem yapılacak.

    Sıvı kısıtlaması

    devam edecek

    Milli Sivil Havacılık Güvenliği Kurulu toplantısında sıvı madde taşıma yasağının devam etmesi de kararlaştırıldı. Uluslararası Sivil Havacılık Organizasyonu ve Avrupa Sivil Havacılık Konferansı, İngiltere'de uçaklara yönelik planlanan terör saldırısının ortaya çıkarılmasının ardından 2009'da dış hat uçuşlarında kabin içi el bagajlarında sıvı madde taşınmasına yasak getirmişti. Daha sonra ise Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nün talimatı üzerine önce dış hat uçuşlarında başlatılan yasak kararı, 1 Mart 2012'de İstanbul Atatürk ve Sabiha Gökçen Havalimanı'nda, 1 Nisan 2012'de diğer havalimanlarında gerçekleştirilen iç hat seferlerinde uygulanmaya başladı.

    Toplanan sıvılar

    imha ediliyor

    Havalimanlarında uçuş öncesi gerçekleştirilen denetimlerde toplanan eşyalar arasında erkek yolcularda alkollü içecekler ve tıraş köpüğü, kadın yolcularda parfüm ve makyaj malzemeleri dikkat çekiyor. Yolculardan alınan sıvı maddeler ise özel bir yerde toplanarak belirlenen günlerde imha ediliyor. İşlem sırasında itfaiye ile emniyet ve gümrük başta olmak üzere birçok birimden yetkili hazır bulunuyor.

    Uzakdoğu uçuşlarına yeni uygulama

    Uzakdoğu uçuşlarındaki transit yolculara daha konforlu hizmet sunmak amacıyla yeni bir uygulama başlatılıyor. Daha önce bazı Avrupa ülkelerinden gelen ve İstanbul üzerinden Uzakdoğu ülkelerine seyahat eden yolcular için uygulanan, ‘uçaktan-uçağa aktarma' sistemi bu kez Uzakdoğu'dan gelip Avrupa'ya seyahat eden yolcular için yapılacak. İstanbul Atatürk Havalimanı'ndaki yoğunluğun azaltılmasını sağlayacak uygulamanın bu ay başlatılacağı belirtiliyor.

    Pegasus'tan otopark hizmeti

    Pegasus Hava Yolları, misafirlerine yeni iş ortağı ParkCloud ile havaalanı otopark alternatiflerini online olarak sunmaya başladı. Uygulamayla misafirler, Türkiye başta olmak üzere 30'dan fazla ülkedeki havaalanlarında ve havaalanlarına yakın çevrede bulunan otopark seçeneklerine online olarak ulaşabiliyor.


    0 0

    Yıllardır tartışma konusudur, Süper Lig’de şampiyonluğu hangi maçların belirleyeceği… Bu sene üç büyüklerin kıyasıya mücadelesine sahne olan Süper Lig’de şampiyonun kimin olacağı belirsiz ama son 10 yılın istatistiğine göz atarsak, düğümü derbiler değil, Anadolu takımlarıyla yapılan maçlar çözüyor.

    Bir yanda 4’üncü yıldızı takma savaşı içinde olan Fenerbahçe ile Galatasaray, diğer tarafta ise bu sezona ismi verilen efsane başkan Süleyman Seba’nın takımı Beşiktaş. Üç takımın parolası da aynı: ‘Sezon sonu şampiyonluk!’ Ligin bitimine sayılı haftalar kaldı. Takımların birbirleriyle oynadıkları maçlar gerek ikili averaj, gerekse 6 puanlık maçlar olduğu için önemli. Ancak bir takım bütün derbileri kazansa bile bu durum şampiyonluk için yeterli olmayabiliyor. Çünkü son 10 yılın şampiyonlarının karnesine baktığımız zaman derbilerden çok şampiyonluğu Anadolu takımlarının maçlarında alınan sonuçların belirlediği ortaya çıkıyor.

    Spor Toto Süper Lig’in son 10 yıldaki şampiyonları; 4’er kez Fenerbahçe ve Galatasaray, 1’er kez de Beşiktaş ve Bursaspor. Bursaspor’un şampiyon olduğu sene hariç üç büyüklerin birbirleriyle yaptıkları maçlar baz alınarak yapılan değerlendirmede, 5 sezonda derbilerde en çok puan toplayan takım şampiyon olamazken, 4’ünde ise ‘derbilerin kralı’ sezon sonunda ipi göğüsleyen taraftı. Özellikle son yıllarda üç büyüklerin Anadolu kulüpleri ile yaptığı maçlar şampiyonu belirleyen anahtar rolünde adeta...

    Galatasaray’ın 100. yılında şampiyon Fener

    Sezon 2004-2005… Galatasaray’ın kuruluşunun 100. yıldönümü. Şampiyonluk parolası ile çıktığı yolda hüsran yaşayan Cim Bom, şampiyonluğu ezeli rakibi Fenerbahçe’ye kaptırmıştı. 80 puan ile ipi göğüsleyen Sarı-Lacivertliler, o sezon yaptığı 4 derbi karşılaşmasından sadece 3 puan çıkarabilmişti. O puanı da ligin 33. haftasında Galatasaray’ı evinde 1-0 yenerek alan Fenerbahçe, ligin bitimine bir hafta kala son noktayı koyarak 16. şampiyonluğunu elde etmişti.

    ‘Denizli faciası’ şampiyonluktan etti!

    Türk futbol tarihinin unutulmaz sezonlarından biri 2005-2006. Son 4 haftaya aynı puan ile giren Fenerbahçe ve Galatasaray, son haftaya kadar puan eşitliğini sürdürür. Son haftaya lider olarak giren Fenerbahçeliler, Denizlispor ile karşılaşır. ‘Denizli faciası’ olarak hatırladıkları maçtan berabere ayrılınca şampiyonluk Galatasaray’ın olur. Sezon boyunca azim, hırs ve birliktelik ruhuyla mücadele eden Sarı-Kırmızılılar, 4 derbi karşılaşmasından 2 galibiyet 2 mağlubiyet almıştı. 83 puan ile ipi göğüsleyen Cim Bom, galibiyetleri Beşiktaş’ı 2 kez yenerek 6 puan toplamıştı. Buna karşın Fenerbahçe ise derbilerden 10 puan (3 galibiyet, 1 beraberlik) çıkarmasına karşın şampiyon olamamıştı.

    Tüm zorluklara rağmen…

    2007-2008 sezonunda 17. şampiyonluğunu elde eden Galatasaray, sezona 74 yaşındaki Alman teknik adam Karl Heinz Feldkamp ile başlamıştı. Ancak taraftar bu isimden pek memnun değildi. PFDK’nın daha sezon başlamadan 5 maç seyircisiz oynama cezası, Galatasaray’da işleri arapsaçına çevirmişti. Belki de Cim Bom tarihinde hiçbir zaman bu kadar olumsuzluk bir araya gelmemişti. Ancak sezona fırtına gibi başlayarak, kara bulutları dağıtmayı başardı, Sarı-Kırmızılı ekip. İlk mağlubiyetini ligin 15. haftasında Fenerbahçe’ye karşı almıştı. O sezon derbilerden 6 toplamda 79 puan toplayan Galatasaray; 2 galibiyet, 2 mağlubiyetle sezonu bitirmişi. Buna karşılık olarak sezonu ikinci sırada bitiren Fenerbahçe o sezon derbilerden 3 galibiyetle ayrılarak 9 puan çıkarmasını bilmişti.

    10 yılda bir…

    Şimdi sıra; 2008-2009 sezonu şampiyonu Beşiktaş’ta. Son 10 yıl içerisinde ilk ve tek şampiyonluğu bulunan Kara Kartal, 71 puan ile 66 puanlı Sivasspor’un önünde ipi göğüslüyordu. Süper Lig’in 51. sezonunda 13. şampiyonluğunu elde eden Beşiktaş, son 10 yıl içerisinde derbilerden en az puan (3) alarak şampiyon olan takım. Sezonun ilk derbisinde Fenerbahçe ile deplasmanda karşılaşan Beşiktaş sahadan 2-1 mağlup ayrılır. Akabinde sezonun 16. haftasında Ali Sami Yen deplasmanına giden Siyah-Beyazlı ekip, 4-2 mağlup olarak evine döner. İlk yarıyı da 31 puanla 6. sırada tamamlar. İkinci devreye fırtına gibi başlayan Kara Kartal, bu dönemde tek yenilgi alır, Fenerbahçe’ye karşı. 21 galibiyet, 8 beraberlik ve 5 mağlubiyet ile sezonu tamamlayan Beşiktaş’ın, derbi karnesi ise pek zayıf; 3 mağlubiyet, 1 galibiyet… Bu sezonun derbi kralı ise 10 puan ile Fenerbahçe.

    Bursaspor bir kez kaybetti

    Bursaspor ayrı bir parantez açmak gerekirse; şampiyon olduğu 2009-2010 sezonunda (Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş) yaptığı 6 karşılaşmadan toplam 13 puan toplayarak şampiyonluğunun tesadüfi olmadığını göstermişti. 3 büyüklerle yaptığı karşılaşmalardan sadece Fenerbahçe’ye karşı evinde 1-0 yenilen Ertuğrul Sağlam’ın talebeleri, sezonu 75 puanla bitirmişti.

    Bir derbi galibiyetiyle nisanda şampiyonluk

    Geçtiğimiz sezonun şampiyonu 19. kez ipi göğüsleyen Fenerbahçe oldu. 4 derbide sadece 1 galibiyet, 2 beraberlik alan Sarı-Lacivertliler, sadece ligin 28. haftasında deplasmanda karşı karşıya geldiği Galatasaray’a karşı kaybetti. 5. haftadan itibaren devraldığı liderlik koltuğunu bir daha bırakmayan Fenerbahçe, bitime 3 hafta kala veya nisan ayında, en yakın takipçisi Galatasaray’ın önünde şampiyonluğunu ilan etti. Kendi sahasında yenilmeden sezonu tamamlayan Sarı Kanarya, şampiyonluk yolundaki rakiplerini yenemese de yenilmemeyi bildi. Buna karşılık olarak da geçen sezonda derbilerin en başarılı takımı 9 puanla Galatasaray. Ancak bu başarısını Anadolu kulüplerine karşı gösteremeyen Cim Bom, 65 puanla ligi ikinci sırada tamamladı.

    Ayrıca, 2006-2007 ve 2010-2011 sezonlarına şampiyon olan Fenerbahçe derbilerde sırasıyla 10 ve 8 puan ile derbilerin de lideri konumunda. İlk kez deneme amaçlı uygulamaya sokulan play-off sisteminin yer aldığı 2011-2012 sezonunda şampiyon olan Galatasaray 8 puan toplayarak derbilerde de liderliği kimseye bırakmadı. Son olarak 2012-2013 sezonunun şampiyonu Galatasaray derbilerde 7 puan toplayarak rakiplerini geride bırakmıştı…


    0 0

    Biz yerli otomobil için daha babayiğit araya duralım, ABD'li firma 3D yazıcı ile bastığı otomobilleri satışa sundu. 44 saatte basılan araç 80 kilometre hıza ulaşıyor.

    Local Motors firmasının geliştirdiği 3 boyutlu baskı teknolojisi ile üretilen elektrikli otomobil 'Strati' satışa sunuldu. Normal bir otomobilin üretiminde on binlerce parça kullanılırken Strati, sadece 40 parçadan oluşuyor.

    Pahalı ve karmaşık bir fabrikada robot teknolojisi, tonlarca metal, emek, zaman ve para harcayıp yeni bir otomobil geliştirmek yerine Local Motors, otomobillerini mikro fabrikalar kullanarak bunu 3 boyutlu yazıcılar iye yapmaya karar verdi. Bu sayede yerel halka iş imkanı sağlandı hem de dağıtım maliyetleri azaldı. Firma, 10 yıl içinde bu 3 boyutlu baskı otomobilleri üretmek için 100 mikro fabrika daha açılması planlanıyor.

    Yazıcı ile basılan otomobil yüzde 100 elektrikle çalışıyor. Dört tekerlekten çekiş sistemi dahil olmak üzere araçta hareket enerjisini elektrik enerjisine dönüştürülen fren diski gibi yeni teknolojiler bulunuyor araçta aynı zamanda katlanabilir bir de tavan bulunuyor.

    Bu yıl içinde yola çıkma izinlerini tamamlaması beklenen Strati, 3,5 saatte şarj olabilen bataryalarıyla 99 kilometre menzile sahip, son hızı ise saatte 80 kilometre.


    0 0

    Kendinizi hiç milyonlarca balığın arasında yüzerken hayal ettiniz mi? Dalış tutkunları Cayman Adaları’ndaki sualtı kanyonunda bu muhteşem deneyimi yaşıyor.

    Grand Cayman Silversides’da içlerinde köpek balıkları da dahil olmakla birlikte muhteşem ışıltılarıyla birlikte adeta bir sel gibi akan milyonlarca balığın arasında yüzme fırsatını yaşayanlardan biri de William Mitchell adında bir dalgıç. Mitchell, bu nefes kesici yolculuğunu kamerası ile kaydedip paylaşarak izleyenlerin hayal dünyasına sunuyor.


    0 0
  • 05/02/15--14:00: Hayat kalanlara daha zor
  • Nepal’de bir hafta önce gerçekleşen depremde BM verilerine göre 5 bin 582 kişi hayatını kaybetti. 11 bin 175 kişi yaralandı. Ancak bu rakamların, arama çalışmalarının tamamlanmasıyla artması bekleniliyor. Onbinlerce evin yıkıldığı ülkede milyonlarca kişinin hayatı deprem ile değişti. Hâlâ artçı sarsıntıların hissedildiği Kathmandu ve civarında hayat, kalanlarla devam ediyor...

    Depremin şokunu atlatamayan ve hasarlı evlere dönmeye cesaret edemeyen Nepalliler, Kraliyet Sarayı bahçesi dahil açık alanlara kurulan çadır kentlerde ya da sokakta branda altında hayat mücadelesi veriyor. Bazıları ise o kadar bile şanslı değil.

    Ülkeye dünyanın dört bir yanından gelen, aralarında Türkiye’den Kimse Yok Mu Afet Sonrası Yardımlar Ekibi’nin (ASYA) de bulunduğu arama kurtarma, sağlık ve insani yardım ekiplerinin yanı sıra şahsi yardım girişimlerini de tetiklemiş deprem.

    “Geçtiğimiz ocak ayında pazarlama alanındaki işimden ayrıldım, tüm paramı da yanıma alıp dünya turuna çıktım...” diye başlıyor söze bir çadır kentte kendi elleriyle yardım dağıtım yaparken bulduğumuz Portekizli gezgin Lourenco Macedo Santos (35). Ülkeye depremden bir gün önce geldiğini söylüyor ve “Deprem olduğunda yanımdaki paramla gidip çura (ezilmiş pirinç) aldım, dağıtıyorum.” diyor. Depremle birlikte gezginliğe ara vererek insani yardım gönüllüsü olan Santos, Fransa’daki bir arkadaşından da destek aldığını belirtip “Destekler artarsa daha çok yardım dağıtabileceğiz.” diyor.

    Kendisi de depremzede olan çadır kent sakinlerinden 10 yaşındaki Somi ise depremi fırsat bilmiş, hazırladığı yiyecekleri kader arkadaşlarına satmaya çalışıyor. İki adım ötesinde kızların ip atlaması ve yetişkinler ile çocukların top oynaması hayatın bir nebze de olsa ‘normalleşme’ye başladığına dair işaret veriyor.

    Halkın da desteğiyle enkaz kaldırma çalışmalarında bazı faaliyetler daha çok dikkat çekiyor. UNESCO tarafından dünya mirası ilan edilen tapınakların birçoğu depremden ağır şekilde etkilendi. Tarihi 16. yüzyıla dayanan Vatsala Durga tapınağı da depremde yıkılan tapınaklar arasında. Halk, kültürel mirası korumak adına buralarda hummalı bir şekilde çalışıyor. Yıkılan tapınakların tekrar eskisine uygun olarak inşa edileceği belirtiliyor.

    Enkaz kaldırılmaya devam ettikçe ortaya çıkan binlerce cenaze ise Hindu geleneklerine göre yakılıp, külleri ‘kutsal’ nehre savruluyor. Nepalliler hayatını kaybeden yakınlarının böylece dünyaya bir üst kasttan dünyaya döneceğine inanıyor.


    0 0

    Amerikalı Pamela Olson, çok sevdiği Filistin halkı için yapılabilecek en iyi şeyi yaparak okuyanların önyargılarını altüst edebilecek cesur bir kitap kaleme aldı. Olson’un Türkiye’ye de bir çağrısı var: “Filistinlilere destek olmak istiyorsanız büyükelçiyi çağırmak yerine ticarî; ilişkilerinizi gözden geçirin.”

    Pamela Olson, Amerikalı genç bir kadın. Oklohama’da kendi halinde yaşarken çıktığı bir gezi, onu Ortadoğu hakkında basmakalıp bilgileri olan ‘sıradan Amerikalı’ profilinden çıkarmış. 2004’te turistik amaçla gittiği Filistin’de şahit oldukları, ülkesine geri döndüğünde rahat vermemiş ona. Ve bu kez iki yıl kalmak üzere tekrar gitmiş bu topraklara. Ramallah’ta geçirdiği iki yıl sonunda Filistin’e dair gözlemlerini bir kitapta toplayan Olson’un kitabı, Pena Yayınları tarafından ‘Duvardakiler’ adı ile Türkçeye de çevrildi. Okuyanların bakış açısını değiştiren cesur bir roman olarak değerlendirilen kitabının tanıtımı için Türkiye’ye gelen Olson, hâlâ çok taze olan bilgilerini ve deneyimlerini paylaştı.

    Fikirleri değişen Amerikalılar çok etkili olabiliyor

    Duvardakiler aslında bir dönüşüm romanı. Filistin hakkındaki bilgisi, ana akım medyanın sunduğuyla sınırlı olan bir Amerikalının yaşadığı dönüşüm bu. Olson’a 2004’ten bu yana Filistin meselesi gündeminden düşmeyen biri olarak, kendi yaşadığı dönüşümün Amerikalıların genelinde ne seviyede yaşandığını soruyoruz. Bu konuda bilgi sahibi olan Amerikalıların sayısının giderek arttığını söylüyor Olson. Daha da önemlisi gerçeği gören Amerikalıların tutkulu bir şekilde bu meseleye eğildiği ve bir şeyler yapmak istedikleri görüşünde. Çünkü ona göre Filistinliler dünyanın en cana yakın, içten insanları ve bu kadar sıcak bir halka bu muamelenin yapıldığını görmek bilinçli Amerikalıların birden görüş değiştirmesine sebep oluyor. Bir örnek veren Olson, “2005’te mesela üniversite konferanslarında bir kişi Filistin’i daha doğrusu adaleti savunan bir açıklama yapsa protestolarla karşılaşıyordu ama şimdi durum tersine döndü. İsrail’i savunan kişiler konuşmalara gittiği zaman protestolarla karşılaşıyor.” diyor.

    Filistin lehine değişim

    İsrail’i korkutuyor

    Filistin lehine tutum değiştirenlerin sayısı hâlâ az olsa da bu insanların etkisinin üniversitelerde ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarında giderek arttığını söyleyen Olson, ekliyor: “Ben Oklahoma’da yaşıyorum. Burası küçük bir yer ve orada bile bu konularla ilgilenen bir kuruluş buldum.” İsrail lobisinin hükümeti ve medyayı kontrolü altında tutan çok güçlü bir yapısı olduğundan bahseden Olson, buralarda olmasa da halk tabanında Filistin konusunda bir kıpırdanma olduğunu söylüyor ve ilginç bir noktaya dikkat çekiyor: “New York Times, Amerika’nın en güçlü gazetelerinden. İsrail’in Filistin’i işgali konusunda hâlâ kapakta objektif bir şey göremezsiniz. Editör ve yazarları genelde siyonist kökenli ama okuyucu yorumlarına baktığınız zaman toplumdaki algı değişimini çok net bir şekilde görebiliyorsunuz. Bazen okuyucu yorumları haberlerden ya da yazılardan daha iyi olabiliyor.” İsrail lobisinin hâlâ çok güçlü olduğunu söyleyen Olson, ancak adaletten yana Amerikalıların sayısının artmasının İsrail’i korkuttuğu görüşünde.

    Daha ilk gün, Filistin hakkında bana yalan söylendiğini anladım

    Olson’dan o günlere geri dönmesini ve Filistin’e dair düşüncelerinin ne zaman değişmeye başladığını hatırlamasını istiyoruz. Hiç düşünmeden ‘daha ilk gün anladım’ diye cevap veriyor ve ekliyor: “Orada karşılaştığım insanların içtenliği ve birçoğunun kendisini çok iyi yetiştirmiş olması, önceden yansıtılan ‘terörist’ imajı ile bağdaşmıyordu. Onların bu kadar içten insanlar olmalarına rağmen maruz kaldıkları muameleyi gözlerinizle gördüğünüz zaman bütün hayatınız boyunca size yalan söylendiğini anlıyorsunuz.” ‘Kitaptan sonra İsrail’e girişte problem yaşadınız mı?’ sorusuna cevabı ise “Bir kez girdim. Sorun olmadı çünkü artık turist rolünü çok iyi oynayabiliyorum. Ama tabii basit bir Google araması yapsalar epeyce problemle karşılaşabilirdim.” oluyor.

    Yıkılanları yeniden

    inşa edecek güçleri yok

    Olson’un Palestine Monitor gazetesinde başyazarlık ve editörlük yapmış ve Mustafa Barguti’nin 2005’teki Filistin devlet başkanlığı adaylık kampanyasında çalışmış bir kişi olarak Filistinlilerin maruz kaldığı zulme dair söyleyecekleri var. Filistinlilerin yaşadığı en büyük zorluğu soruyoruz. Batı Şeria’dakilerin, Gazze’dekilerin, İsrail vatandaşı Arapların yaşadıklarının ayrı zorluklar olduğuna dikkat çekiyor ve “En yoğun sıkıntı yaşayanlar sanırım Gazzeliler. Daha geçen yaz İsrail’in operasyonu sonucunda 2 bin Filistinli öldürüldü. Tabii orada çok büyük bir yıkım var. Ve aslında Filistinlilerin bunu tekrar inşa etmesi için herhangi bir kaynak yok. Camiler, binalar bombalanıyor ama bunları yeniden yapmak için bir kaynakları yok.” diyor.

    Amerikalıların zaman zaman kendisini ‘orada olan biteni abartmakla ve adaletli olmamakla’ suçladıklarını söyleyen Olson, “Şöyle bir gerçek var ki Gazze şu anda bir tecrit kampı durumunda. Ve İsrail’in inanılmaz bir orantısız güç kullanımı söz konusu.” diyor. İsrail’in bahanesinin Hamas’ın gerçekleştirdiği roketli saldırılar olduğunu söyleyen Olson, “Ama önceki beş yıla baktığınızda bu roketle sene başına sadece bir İsrailliyi öldürmüş ancak İsrail orada iki bin kişiyi öldürdü. İnanılmaz bir orantısızlık var.” diyor.

    Filistinliler, adres soranı yemeğe davet ediyor

    Peki işgalin ötesindeki Filistin nasıl bir yer? Olson'a göre Ramallah aslında tam bir kültür başkenti. Kafeler, konserler, etkinlikler… “İmkanlar bu kadar kısıtlı olmasa ve işgal olmasa bir gencin kesinlikle vaktini geçirmesi gereken bir yer derdim.” diye de ekliyor. Olson'un dikkatini çeken bir başka şey de İngilizce bilen nüfusun çok fazla olması: “Çoğunluk olmasa da yarısı İngilizce biliyor ve bu çok çarpıcı. Sanırım dünyayla tek köprüleri İngilizce ve tabii Filistin'e çok sayıda yabancı kuruluşun gelmesi de bunda etkili.” Filistinlileri dünyanın en sıcakkanlı ve içten halkı olarak tanımlayan Olson, sık yapılan bir espriden bahsediyor: “Filistin'de bir kişiye adres sorduğunuzda akşam o kişinin evine yemeğe davet edilirsiniz.” Onların topraklarına bu kadar bağlı olması da Olson'u çok etkileyen özelliklerinden biri. Bu durumu ise şöyle özetliyor: İsrailliler 'toprak bize ait', Filistinliler biz 'toprağa aitiz' der.

    Diplomatik sorunlar var ama ticarî; ilişkileriniz inanılmaz iyi!

    Pamela Olson, çok sevdiği Filistin halkı için yapabileceği belki de en iyi şeyi yaparak okuyanların önyargılarını altüst edecek bir kitap yazmış. Fakat onu bitirip bir kenara oturmamış. Aklında hep başka şeyler yapmak var. Hatta Türkiye'ye de söyleyecekleri var en vurucusundan: “Türkiye ile İsrail arasında birkaç yıldır süren diplomatik problemler var. Ama bu olurken bile Türkiye ile İsrail arasındaki ticari ilişkiler her sene giderek arttı. 2014 verilerine bakarsak beş milyon doların üzerine çıktı. Türkiye'den geçmesi düşünülen bir boru hattı var. İsrail açısından Türkiye inanılmaz önemli bir ortak. En büyük altıncı ortağı. Eğer Türkiye Filistinlilere destek olmak istiyorsa, büyükelçiyi geri çağırmak gibi diplomatik hareketlerin yerine boykotu desteklemesi çok daha iyi olur. Bunu söylerken ülkem Amerika'nın da İsrail'in en büyük ortağı olduğunu biliyorum. Ama zaten bu kitabı yazmamdaki amaçlarımdan birisi Amerikan halkına neler olup bittiğini anlatmak. Bir sonraki kitabım da İsrail lobisinin nasıl bu kadar güçlü olduğuna ve Amerika'nın İsrail'i neden desteklemeye devam ettiğine dair olacak. Yapılacak çok şey var. Filistinlilerin 10 yıl önce başlattığı boykot hareketi var mesela. İşgal sona erene kadar İsrail'i her türlü boykot etmek.”


    0 0

    Çiğdem Erken, Kız Kafası ve İstanbul Kızı albümlerinden sonra üçüncü albümü Manita’yı yayınladı.

    Erken, albümlerinin dışında bugüne kadar 45 tiyatro oyununun müziğinde piyanist, müzik direktörü ve besteci olarak yer aldı. Albümde yer alan 10 şarkıdan 8’inin sözü de kendisine ait. Çalışmanın sürprizi Halil Sezai ile birlikte seslendirdiği Dünyayı Durduran Şarkı. Manita’da Erken’e Özge Fışkın, Cenk Erdoğan, Alp Ersönmez, Derya Türkan, Çağ Erçağ gibi önemli müzisyenler eşlik ediyor.

    Manita - Çiğdem Erken

    Sony Müzik

    Gizem Berk, Elimi Bırakma diyor

    Gizem Berk, rock müzik dinleyicisinin son dönemde adını duymaya başladığı bir isim. Müzisyenin ikinci albümü Elimi Bırakma müzikseverlerle buluştu. Berk şarkılarında her insanın hayatında deneyimlediği; aşk, ayrılık, geçmiş sorgulaması yapıyor. Ölüm ve yaşam temalarını irdeliyor. Albümde yer alan şarkıların düzenlemeleri Erkan Tatoğlu ve Ferhat Şahin tarafından yapılmış. Elimi Bırakma dingin, yormayan, dinleyeni tutan bir albüm. Gizem Berk’in sesiyle tanışmak için de bir fırsat.

    Elimi Bırakma - Gizem Berk

    Ada Müzik

    Apocalyptica, Shadowmaker ile döndü

    Apocalyptica ismini duymayan çok az kişi vardır. Kurulduğu 1993 yılından bugüne, çellolarıyla rock ve metal müziğini kendine has tarzıyla yorumlayan grup, Shadowmaker ile karşımızda. Grup yeni albümlerinde bu zamana kadar yazmış oldukları en güçlü enstrümantal bestelerini Franky Perez’in üstün vokal performansı ile harmanlayıp, dinleyiciye özel bir senfoni sunuyor. Çelloda Eicca Toppinen, Paavo Lötjönen ve Perttu Kivilaakso ile davulda Mikko Sirén yer alıyor.

    Shadowmaker - Apocalyptica

    Sony Müzik


    0 0

    Leziz bir sos daha... Meksikalıların dünyaca bilinen mezesi guacamole. Genelde cipsle yenilse de yemek, salata ve hatta kahvaltıda bile tüketilebilir.

    Geçen hafta İtalyan mutfağına ait petso sos tarifini paylaşmıştım. Madem soslardan başladık yine çok sevdiğim guacamole yani avokado sosuyla devam edeyim. Guacamole, avokado ile yapılan bir Orta Amerika ve Küba mezesi, modern Meksika mutfağının en bilindik lezzetlerinden. Aztek kökenli olan bu dip sosun ana malzemesi vitamin ve yağ açısından oldukça zengin avokado. Biliyorum avokado, mutfağımızda pek de kullanılan bir meyve değil. Ama faydası anlatmakla bitmez. Tek başına tadı pek anlaşılmasa da sosa dönüşünce yemeğe doyamayacağınız bir hal alıyor. Öyle olmasa dünyanın bambaşka ülkelerinde yenilmezdi herhalde. Bu sosu ilk kez, akşam yemeğine davetli olduğum Amerikalı bir arkadaşımın evinde tatmıştım. Tabağın dibini görene dek yemiştim desem daha doğru olacak. Bizde meze ya da salatalar ana yemeğin tamamlayıcıları olarak muamele görse de bu sos Meksikalıların nachosu ya da tortilla ekmeğiyle yendiğinde pekala karın doyuruyor. Elbette yalnızca cipsle tüketmek zorunda değilsiniz. Yelpaze geniş. Alternatif kullanım alanlarını yazdım. Haydi afiyet olsun.

    Nasıl kullanılır?

    Meze ya da salata olarak tüketilebilir, sandviçlerin arasında dolgu maddesi olarak kullanılabilir, balık ve tavuk salatalarına katılabilir. Ayrıca kızarmış ekmeğe sürülerek (üzerine beyaz peynir çok yakışıyor) ya da bir krakerle de afiyetle yenilebilir. Et ya da tavuk yemeklerinin yanında da servis edilebilir. Hamburger, yumurta (kızarmış, haşlanmış ve omlet), makarna sosu olarak da kullanılabilir.

    Not:Benim gibi cips yemiyorsanız lavaş ekmeklerini minik minik kesin, üzerine zeytinyağı sürün ve fırına verin. (Bu geçtiğimiz aylarda Yemek Bahane’ye konuk olan yazarımız Sevgi Akarçeşme’nin fikri)

    Not:Zeytinyağı kullanmıyoruz zira avokado zaten oldukça yağlı.

    Öneri: Guacomole’u illa da taneli şekilde yapmak zorunda değilsiniz. Blendera koyup kremsi bir hal almasını sağlayabilirsiniz.

    Avokado seçerken...

    Aldığınız gün kullanacaksanız yumuşak ve kararmış olanları tercih edin. Ne zaman kullanacağınız belli değilse yeşil ve sert olanlardan alın. 2-3 gün oda sıcaklığında beklettiğinizde olgunlaştığını ve yumuşadığını göreceksiniz.

    GUACAMOLE SOS

    Malzemeler:

    3 avokado

    1 adet limon

    1/2 çay kaşığı tuz

    1/2 çay kaşığı kimyon

    1/2 teaspoon toz kırmızıbiber

    1/2 orta boy soğan

    1/2 kırmızı ya da yeşil biber

    2 adet domates

    1 yemek kaşığı taze kişniş

    1 diş sarımsak

    YAPILIŞI: Avokadoları yatay şekilde kesin. Çekirdeklerini çıkarın. Bir kaşık yardımıyla içini alın ve hafif taneli kalacak şekilde çatalla ezin. (Patates ezici de kullanabilirsiniz) Derin bir kaba alın. Tuz ve baharatları ekleyin. Domates ve soğanı küp küp doğrayın. Kişnişi (maydonoz da olur) ince ince kesin. Kaba ilave edin. Limon suyu, rendelenmiş sarımsağı bir kâsede çırpın. Malzemenin üzerine döküp iki kaşık yardımıyla güzelce karıştırın. Dilerseniz minik servis tabaklarında, dilerseniz kâselerde ya da kayıklı bir tabakta sunum yapabilirsiniz. Hatta içini boşalttığınız avokadoların içinde sunabilirsiniz. Yedikten sonra artarsa kavanoza alıp saklayın.


    0 0

    Seçim atmosferine girdik. Mitingler artık gündemimizde. Siyasilerin meydanlardaki vaatleri kadar dikkat çeken bir şey daha var bu sene. O da bu vaatleri işitme engellilere de aktaran işaret dili tercümanları. Ceren Ay onlardan biri ve şu sıralar Kılıçdaroğlu’nun söylemlerine tercüman oluyor.

    Ceren Ay, Türkiye’de sayıları oldukça az olan işaret dili tercümanlarından biri. Bu sebeple işleri çok yoğun. Bir yandan kamu ve özel şirket çalışanlarına işaret dili eğitimi verirken, bir yandan da profesyonel işi olan çeviriyle uğraşıyor. Sosyal sorumluluk projelerine de yetişen Ceren Ay’ın yoğunluğu şu sıralar biraz daha fazla. Bu ekstra iş yükü haziranın ilk haftasına kadar da süreceğe benziyor. Yani genel seçimlerin yapılacağı 7 Haziran’a kadar. Çünkü Ceren Ay, bir mitingden diğerine koşturuyor. Bu sene ilk olarak CHP’nin seçim kampanyasının startını verdiği Kartal’daki mitingde binlerce kişinin karşısına çıkan tercüman, mitingler konusunda tecrübeli bir isim. AK Parti ve MHP de dahil farklı siyasi partilerle çalışan Ay, mitinglerde işaret dili tercümanı kullanmanın yeni bir şey olmadığını söylüyor. Bu sene ilk olan şeyi ise şöyle anlatıyor: “Normalde mitinglerde yapılan çeviriyi sadece alandakiler görebiliyordu. Mitinge gelen işitme engelliler öne alınıyordu. Ama bu yıl ilk kez ekrana tamamen tercümanı sabitlediler. Böylece canlı yayınlarda bütün işitme engelliler televizyondan görebildi.”

    Peki mitinglere çok fazla işitme engelli seçmen geliyor mu? Ceren Ay’a göre sayı hiç de fena değil. Her siyasi partinin sosyal sorumluluk projeleri gereği engelli dernekleriyle iletişim halinde olduklarını söyleyen Ay, “Dernekler davet ediliyor. Toplu halde gelindiğinden rakam çok düşük olmuyor. Televizyondan yayınlanması, ulaşılan kitleyi genişletiyor tabii.” diyor.

    İstiklal Marşı’nı çevirirken biraz coşmuşum!

    Kartal’daki miting işaret dili çevirisi açısından başka ilklere de sahne olmuş. Mesela İstiklal Marşı. Milli marş ayrıntısı, ‘Tercümanlık yaparken kendinizi kaptırdığınız oluyor mu?’ sorusunun da cevabı. Kendisi anlatsın: “Sahneye çıktım hemen ardından saygı duruşu yapıldı. Alanda binlerce insan ve sahnede bir tek ben varım. Ve insanlar bana bakıyor. O kim diye. Bir kere onun stresi var. Bekliyoruz. İstiklal Marşı okunmaya başladı. Dedim ki içimden ‘Ceren boş boş durma, çevir bari.’ Bir anda çevirmeye başladım. ‘Ey nazlı hilal’ filan derken kendimi kaptırdım biraz. İstiklal Marşı benim için çok önemli. Güçlü hisler hissettiğim için yansıttım. Sonra herkes birden alkışlamaya başladı. Ben de zannediyorum genel başkan gelecek o yüzden alkışlıyorlar. İnsanlar ilk defa görmüş İstiklal Marşı’nın işaret diline çevrildiğini. Sahneden indikten sonra bir sürü insan yanıma geldi, ‘Çok iyiydin, genel başkan olmasaydı biz bir daha isterdik.’ dediler. Sanırım İstiklal Marşı okunurken ben biraz coşmuşum.”

    Partide görevli olduğumu zannediyorlar

    Ceren Ay’ın birazdan bahsedeceği zorluk ise aslında sadece mitinglere özgü değil ama seçim konuşmaları söz konusu olunca bir miktar daha belirgin oluyormuş. O da şu: Liderin vermek istediği özel mesajlarda ses tonunu kullanarak yaptığı vurgular, bazı noktaları tekrar etmek istemesi ve kullandığı mimikler... Duyguları, imaları yansıtmanın yolunun mimiklerden geçtiğini söyleyen Ay, “Siyasiler ateşli bir şekilde bir şeyden bahsederken diyelim ki üç kere üst üste ‘söz veriyorum’ derken benim onu motamot çevirmem olmaz. Çünkü işitme engelli kişi onu hangi ses tonuyla söylediğini bilmiyor. Onu benim aktarmam lazım.” diyor. Bu sözler Ceren Ay’ın bu işi tamamen profesyonel olarak yaptığının ve siyaset üstü bir iş olarak gördüğünü gösterir nitelikte. Bu yüzden sık sık birçok siyasi partiyle çalıştığını söylemek gereği duyuyor. Mesela şu sıralar CHP mitinglerinde görevli olduğu için kendisinin parti içinde çalıştığını zannedenler oluyormuş. AKP’nin bir işinde çalıştığı zaman ‘Sen AKP’li misin?’ diyenler de oluyormuş tabii. O ise işitme engellilerin hangi partiyi tuttuğundan bağımsız olarak hem destekledikleri partinin hem de karşısındaki partinin ne dediğini bilmeye hakkı olduğu düşüncesiyle, “Ben senin hakkının savunucusuyum. Aradaki iletişimi sağlayan kişiyim.” diyor.

    “Miting sonrasında sizin üzerinizden genel başkanlara iletmek üzere mesaj göndermek isteyen oluyor mu?” diye soruyoruz. Şu cevabı veriyor Ceren Ay: “Evet o genelde her mitingde ya da siyasi bir toplantıda oluyor. Engellilerin hakları ve imkânlarıyla ilgili bir konu ise iletiyorum.”

    Ceren Ay’ın ‘Siyasetçiler arasında çeviri zorluğu bakımından farklılık var mı?’ sorusuna cevabı ise ‘hayır’.

    Ay, bir anısını ise şöyle anlatıyor: “CNR’da belediyeler buluşması adlı bir etkinlik vardı. Farklı partilerden beş belediye başkanı açık oturum yaptı, ben de tercüman olarak görevliyim. Beni unuttular ve hep bir ağızdan konuşmaya başladılar. Birinin konuşmasını bitirip diğerinin başlaması gerek. Çünkü işitme engelliye bir konuşmanın bitip diğerinin başladığını hissettirmem lazım. O zaman çok zorlanmıştım burnum kanamıştı.”

    Siyasilerle daha önce de çalışmış biri olarak bu yıla özgü fark ettiği yenilikler olup olmadığını soruyoruz. Kılıçdaroğlu’ndan örnek veren Ay, “Bilmiyorum bu sayılır mı ama mesela eskiden genel başkan seçmenine hitap ederken ‘söz veriyor musunuz’ diye sorardı. Şimdi soru cümlesi yerine kendisi ‘söz veriyorum’ diyor. Tercüme yaparken bu söylem değişikliğinin farkına varıyorum.” diyor.

    Konuşmacı takılınca zorlanıyorum

    ‘Mitinglere özgü çeviri yapmakta zorlandığınız şeyler oluyor mu?’ diye soruyoruz Ceren Ay’a. Siyasi jargon bazen kendisini zorluyormuş. Çok nadir de olsa bilmediği kelimeler olunca özel isim gibi yazma yoluna gittiğini anlatıyor. Bu sebeple mitinge çıkmadan önce dersine iyi çalıştığını ifade ediyor. Konuşma metni gizlilik gereği kendisine verilmediği için geriye tek bir yol kalıyor; o da seçim bildirisi, broşür gibi eline geçen parti dokümanlarını okumak. Bir de birkaç kez birlikte mitinge çıktığı kişiye bir süre sonra alıştığını, nerede ne söyleyeceğini, hangi hızda konuşacağını ve nerede duracağını az çok öğrendiğini anlatıyor. “Bir de konuşmacı takıldığı zaman biz de takılmak zorunda kalıyoruz. Onu yansıtmak kolay değil.” diyor. Simultane çeviri yapanların konuşmacı takıldığı sırada ‘ııııh’ ‘aeehh’ demesini hatırlatan Ay, kendileri için aynı şeyin mümkün olmadığını ifade ediyor.

    Ben de işitme engelli çocuğuyum

    Ceren Ay, birçok işaret dili tercümanı gibi CODA (Children of deaf adults). Yani işitme engelli çocuğu. Ayrıca 20 yıl kadar önce vefat eden kardeşi de spinal felçli olduğundan işitme engellilere karşı özel bir zaafı oluşmuş. Arkadaşlarının da çoğu işitme engelli. Başta özet geçerek belirttiğimiz işleri ise saymakla bitecek gibi değil. Yeditepe Üniversitesi, Saint Michel Lisesi ve Bakırköy Belediyesi bünyesindeki BAKGEM’de işaret dili eğitimi veriyor. Öğrencileri; müvekkiliyle aracısız iletişim kurmak isteyen avukatlardan hakim ve savcılara, işitme engelli yakınları ve arkadaşlarıyla konuşmak isteyen öğrencilere ve mağaza çalışanlarına kadar çeşitlilik arz ediyor. Samsung’un Duyan Eller projesi var bir de. Televizyonlarda da sık sık çeviri yapan Ceren Ay’ın en büyük hayali ise yetiştirme yurdundaki kızlara işaret dili eğitimi verip onları iş sahibi yaparken tercüman ve eğitimci yetersizliğini giderebilmek.

    Mimiklerimle çeviriye duygu katıyorum

    Ceren Ay, çeviri sırasında mimiklerini çok kullandığı için eskiden sık sık eleştirildiğini anlatıyor. Şimdiyse herkes onun bulunduğu noktaya gelmiş. Ay, sadece bu sebeple konser gibi organizasyonlara katılmaktan geri duruyormuş. Nedenini ise şöyle açıklıyor: “İşitme engelli bir insanın hiç duymadığı bir şarkıyı çeviriyorsun. Evet güzel bir farkındalık yaratıyorsun ama zaten duymuyor. O zaman şarkıyı hareketlerinle söyle. Şiir gibi çevirme.”


    0 0

    Gazinocular Kralı Fahrettin Aslan’ın oğlu oyuncu Mehmet Aslan, 7 Haziran seçimlerinde milletvekilliği için yarışacak genç adaylardan biri. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) İstanbul 2. Bölge 6. sıradan aday olan Aslan ile Türkiye gündemini, yaklaşan seçimleri ve projelerini konuştuk.

    Vekillik için yarışan en genç adaylardan birisiniz. Gençlere özel projeleriniz var mı?

    Siyasete girme sebebim gençlik. Türk gençliği bana çok şey kazandırdı. Sıra geri ödemekte, hizmet etmekte, Meclis’te kendilerinden birini görmelerinde ve sorunlarına aynı pencereden bakan insanın olmasında. Siyasete girerken de uyuşturucuyla mücadele kampanyası ‘Gel Kardeşim’i başlattım. 70 can kurtardık. Bu gösteriyor ki gençlerin desteğini alabiliyoruz. 44 il 80 üniversitede 20 binden fazla öğrenci panellerimize katıldı. Türkiye ölçeğinde bir rekor. Uyuşturucu hep asayiş problemi olarak düşünüldü. Devlet projesi haline getirilmezse çözüm üretilemez, kökü kazınamaz. Bunun bir devlet politikası olması için elimden geleni yapacağım. Yeni bir hedefim daha var, çocuk istismarı.

    Çalışmalara başladınız mı?

    Altyapısını düzenliyor arkadaşlar, seçildikten sonra üniversitelerde ve diğer platformlarda paneller düzenleyeceğiz. Farkındalık, gündem oluşturma ve bilinçlendirme olacak amacımız.

    Hedeflerinizden birini ulaşılabilir vekil olmak diye açıklamıştınız. Bunu nasıl başaracaksınız?

    Siyasete zengin olmak için, makam mertebe için ya da insanlar benim etrafımda ‘sayın vekilim, sayın vekilim’ diye dolaşsın diye girmiyorum. Hatta bu hitap şeklini istemiyorum. Sosyal medyadan ulaşacaklar, 15 senedir telefon numaram aynı. Şimdi nasıl ulaşabiliyorlarsa aynı şekilde ulaşacaklar. Benim açımdan da hiçbir şey değişmeyecek.

    Neden MHP?

    MHP geçmişiyle Selçuklu, Osmanlı hepsini ecdat bilen, aynı şekilde Cumhuriyet’in kuruluşuna ve değerlerine sahip çıkan, bir o kadar da dini istismar etmeden yaşayan tek parti. Diğer partiler bu saydıklarımın en az biriyle problemli.

    8 Haziran sabahı sizce nasıl bir güne uyanacağız?

    Heyecanlı ve çok güzel bir sabaha uyanacağız yeter ki elektrikler kesilmesin. Umut dolu bir sabah olacak. Karanlık ve sis perdesi aralanacak, kafalardaki soruların giderilmesi için çaba sarf edilecek, herkesin ruhen rahatlayacağı, korku psikolojisinin yok edildiği bir sabaha uyanacağız.

    Son dönemde televizyonlarda AKP’li vekillere verdiğiniz cevaplarla dikkat çekiyorsunuz.

    Ben kimseye laf yetiştirme derdinde değilim o amaçla da programa çıkmıyorum. Bildiğimi konuşuyorum, gerçekleri anlatıyorum, onların sinirleri bozuluyor çünkü millete yalan söylemeye alıştılar, biz de yalanları dinlemeye alıştık. Artık onlar da doğru dinlemeyi öğrenecekler. Hayattaki en kötü şey karşındaki insanı hafif görmek.

    Anketlere göre son 7 ayda AKP’den kopan yüzde 8’lik oyların büyük bölümü MHP’ye gidiyor. MHP, AKP’ye kaptırdığı seçmenini geri mi alıyor?

    MHP herkesi kucaklayan bir parti. AK Parti de herkesi kandırmış bir parti. AK Parti’ye gönül vermiş insanların hepsine hırsız diyemeyiz. Adil olanlar, dürüst olanlar dönünce AKP bitecek. Ki zaten yıkılıyor içten içe.

    AKP bu kaybın önüne geçmek için milliyetçi söylemlerini artıracak mı?

    Deniyorlar bunu. Ama tek kelimeyle yemezler. Ağrı’da ellerine yüzlerine bulaştırdılar.

    Ağrı’daki saldırı sizce de provokasyon muydu?

    PKK’nın isterse gündüz gözüyle Anıtkabir’e bile operasyon yapabilecek kadar silah ve insan gücüne ulaşması tamamen AKP iktidarının vebalidir. Onların vurdumduymazlığıdır. HDP de bu örgütün uzantısıdır. Benim için de gayrimeşrudur.

    Çözüm sürecini yakından takip ediyor musunuz?

    Çözüm süreci yok, çözülme süreci var. Ülkeyi bölmeye yönelik, dış mihrakların Türkiye’deki piyonlarının yönettiği bir proje. MHP en başından beri buna karşı çıktı. Bu böldürme projesine karşı tutum sergiledi. Doğru bir proje olsa bu kadar saklanıp, kapalı kapılar ardında konuşulmazdı. Zamanında Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli, ‘Öcalan ile devlet konuşuyor’ dediğinde ‘konuşan şerefsizdir’ demişti. Ardından da konuşma emrini kendisinin verdiğini söyledi..

    Bu süreç sonunda şehit cenazesi gelmiyor, gençler ölmüyor ama?

    Yalan, kim demiş. Araştırılsın sınırdaki cinnet geçirmeler, şarampole yuvarlanan askeri araçlar. Son zamanlarda artış var. Ne oldu, düz yollar engebeli hale mi geldi? Hep şarampole askeri araçlar yuvarlanıyor, hep sınırda mı askerlerimiz cinnet geçiriyor? Bir başka boyutu da Türk gençliği ölüyor, uyuşturucu gençliğin kılcal damarlarına kadar işlemiş. Kullanma yaşı 12’ye, ilkokula düşmüş. En büyük tedarikçisi, üreticisi PKK. 2 milyar kâr elde ediyorlar. Kolombiya’yı da geçip dünya birincisi oldular. Her geçen gün gençlerimizi zehirliyorlar.

    Bir gram haysiyeti olan o koltukta oturmaz

    Son günlerde bir de gündemi meşgul eden elektrik kesintileri var. Kedilerin trafoya girme provası mıydı yoksa?

    Bakan çıktı zamanında kedi girdi deyip hepimizi enayi yerine koydu. Siyasete girme sebeplerimden biri de bu. Artık aptal yerine konulmak istememek. YSK başkanı kedileri sakladık diye açıklama yaptı. Enerji bakanıyla alay etti resmen. Bir gram haysiyeti olsaydı o koltukta durmazdı. Ya istifa eder ya da YSK başkanından hesap sorardı. Ancak yüzlerce maden şehidine rağmen o koltukta oturan adam, söylemler üzerine gider mi?

    Meral Akşener 300 erkeğe bedel

    MHP’nin erkek egemen parti olduğu eleştirilerine ne diyorsunuz?

    MHP ile ilgili iki tane yanlış önyargı var. Erkek egemen ve yaşlı parti olduğu. MHP, dünyanın en büyük gençlik organizasyonu olan ülkü ocaklarına sahip. 400 bin genç orada eğitim görüyor. Siyasette nicelik değil nitelik önemli. Meral Akşener, Ruhsar Demirel 300 kadına hatta 300 erkeğe bedel.

    Ülkü Ocakları denince şiddete meyyal gençlerin buluştuğu kurumlar gibi algı var...

    Bu bize yapılan en büyük iftiralardan biri. Ülkü ocaklarının eğitim ve kültür vakfında mühendisler, doktorlar yetişiyor. Üniversite, lise birincileri çıkıyor. Sanatçılar çıkıyor. En ufak olayı ülkü ocaklarına mal edip bir karalama kampanyası yapılıyor.

    Bu algıyı kırmak için neler yapıyorsunuz?

    Benim gibi onlarca genç var. Ocak başkanları (yüzde 90) üniversite eğitimini tamamlamadan başkan yapılmıyor. Ocaklar denetleniyor. Başarılı olanlar ödüllendiriliyor.

    Yargıdan kaçıyorsan, demek ki darbe değil

    Ülkenin şu anki gidişatında sizi en çok rahatsız eden ne?

    En başta ekonomi ve yalanlar. Ekonomi çökmüş; bir kriz var ama hâlâ yalanlar söyleniyor. Sosyal kriz var; komşu komşusuyla küs, görüşmüyor. Herkes kutuplaşmış, dünyaya rezil olmuşuz. Amerika ayrı, Avrupa ayrı, Doğu ayrı ret çekmiş. Hangi vaatlerle geldilerse tam tersini yapıyorlar. Ekonomi refah düzelecek dediler; ekonomi berbat. Komşularımızla barış içinde yaşayacağız dediler; bütün komşularımızla kavgalıyız. İç huzur dediler; herkes huzursuz.

    17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması sizce de hükümetin iddia ettiği gibi darbe girişimi miydi?

    Kumpas mı, darbe mi, hırsızlık mı anlamamız için yargılanması gerekiyordu. Yargıdan kaçıyorsan demek ki bu bir darbe değil.

    Peki, 4 bakan ile Reza Zarrab yargılanacak mı?

    Eninde sonunda 17-25 Aralık davalarında ismi geçenlerin hepsi yargılanacak. Bu ülkeye karşı dahili ya da harici müdahalede bulunmak isteyen, gayri kanuni şekilde milletin hakkını yiyen herkes hesabını verecek. MHP iktidarında, imkânsız dediğiniz insanların yargılandığını göreceksiniz.


    0 0

    Hapishanelerin sadece özgürlüğe verilen bir ceza olduğunu hatırlatan Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, ‘Mahpus Hakları El Kitabı’ çıkardı. Temel insan haklarının korunmasında rehber niteliği taşıyan kitabı bazı cezaevi müdürleri, mahkûmlara ulaşmasını engelleyerek geri gönderdi.

    Türkiye'de insan hakkı ihlallerinin en çok yaşandığı alanlardan biri de cezaevleri. Ancak hem bu konudaki denetim mekanizmasının sağlıklı işlememesi hem de mahkumların hak iddia etmedeki çekingenliği buralardaki haksız muameleleri daha da artırıyor. Isınma sorunu, bozuk yemekler, sıcak su verilmemesi veya suların günlerce kesilmesi zaman zaman basına da yansıyan insan hakkı ihlallerinden bazıları. Ancak sayılanların sadece buz dağının görünen kısmı olduğu ve cezaevlerinin adeta bir ‘insan öğütme' mekânına dönüştüğü ise konuyla daha yakından ilgilenenlerin malumu. Mahpuslar ise suçluluk psikolojisiyle temel insan hakları engellense bile ses çıkaramaz hale geliyor.

    İşte bu noktada mahkûmlara yol göstermeyi amaçlayan Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum (CİSST) Derneği ‘Mahpus Hakları El Kitabı’nı kaleme aldı. Çalışmaya imza atan Başak Ekinci ve Mustafa Eren, hapis cezasının sadece insanı özgürlükten mahrum bırakma cezası olduğunu hatırlatarak, “Mahkûmlara hapsedilmiş olsalar dahi çeşitli hakları olduğunu ve bunları koruyabileceklerini anlatıyoruz.” diyor. Çünkü mahpus, hapsedildikten sonra da onurunu koruma, tedavi görme, temiz kıyafet, kişisel bakımını yapma imkânı ya da çeşitli hobilerle ilgilenme gibi haklara sahip. Ancak kapatılmanın verdiği olumsuz etkilerden dolayı haklarını öğrenmek ve koruma konusunda bir dolu sorun yaşıyorlar. Kitapta hakları savunma ve ihlal edildiğinde nerelere, nasıl başvurulacağını anlattıklarını belirten dernek gönüllüleri, bu şekilde cezaevlerindeki insan hakkı ihlallerinin bir nebze olsun önüne geçmeyi hedefliyor.

    El kitabında, hapishaneye girişten itibaren mahpusların karşılaşacağı prosedür de göz önünde bulundurularak kanun, tüzük ve yönetmelikte düzenlenen haklar anlaşılır bir dilde toparlanmış. Aslında buralarda birçok konuda mahpusların hapishanelerdeki yaşamlarında acil iyileştirilmeye ihtiyaç var. Çünkü mahpusların insan onuruyla bağdaşmayan yaşam koşulları söz konusu. Ancak bu noktaya gelmeden önce mevcut hakların bilinip kullanılabilmesi de son derece önemli. Kitapta amaçlanan mevcut hakların uygulanabilirliğini artırmak. Çünkü her ne kadar siyasi mahpuslar hakları konusunda bilinçli olsa da adli mahpusların bu konudaki etkinliği son derece düşük. Bu durum da kanunlarla belirlenen hakların uygulanabilirlik ihtimalini düşürüyor.

    Personelin yaptığı yanına kâr kalıyor

    Tek sorunun mahpusların hakları konusunda bilgi eksikliği olmadığını söyleyen Başak Ekinci, “Neredeyse her yıl çocuk hapishanelerine ilişkin taciz ve tecavüz haberleri geliyor. Bütün bunlara rağmen ciddi bir cezanın gündeme geldiğini duymadık.” diyor. Türkiye şartlarında sadece bilinçli mahkum olmak yetmiyor. Çünkü şikâyetlere karşı bir yaptırım söz konusu değil. Cezasızlık durumu ise devlet personelinin yaptığının yanına kâr kaldığı algısını oluşturuyor. Dolayısıyla mahpuslar haklarını bilseler dahi hak arama mekanizmalarına başvurma eğilimleri oldukça düşük. Sivil toplum kuruluşlarının siyasi mahkûmların durumunu takip etmesine rağmen adli mahkûmlarla ilgilenmediğini savunan Başak Ekinci, “Bu yüzden adli mahkûmlar sorun yaşadıklarında haklarını nasıl koruyabileceklerini dahi bilemiyor.” diyor.

    Bazı cezaevleri rehberi kabul etmedi

    Çok sayıda mahkumla yazışan CİSST Derneği, bu kişilere tek tek kitabı göndermiş. Bu da yaklaşık 500 mahkûmun kitaba ulaştığı anlamına geliyor. Dernek ayrıca Türkiye'deki tüm hapishanelere, kütüphanelerine koymaları amacıyla onar tane yolladı. Ancak kargolardan geri gelenler var. Çünkü bazı hapishane idareleri, mahpuslara haklarını anlatan böylesi bir kitabı ‘kabul edilmedi’ diyerek geri yollamış. Zaman zaman hapishanelerden ısınma sorunu, su yoksunluğu gibi en temel şartlar konusunda şikâyet mektupları basına yansıyor. Bu mektupların resmi makamlarda bir karşılığı olup olmadığını sorduğumuz Başak Ekinci'nin cevabı şu şekilde: “Böyle bir haber gündeme geldiğinde bunun belki de suç duyurusu olarak kabul edilmesi ve kendiliğinden bir sürecin başlaması gerekir. Ancak böyle olmuyor. Hapishanelerden aldığımız her 10 mektuptan 9'u mahpusların yaşadığı sorunları içeriyor. Bunların birçoğu için bizler, hak temelli mücadeleyi de yürütmeye çalışan sivil toplum örgütleri, zorlayıcı oluyor ne yazık ki. Yani bu mektupların ve haberlerin yeterince dikkate alındığını söylemek mümkün değil.”


    0 0
  • 05/02/15--14:00: İşte 10 büyük yalan
  • Gün geçmiyor ki, iktidar sahiplerinin yalanlarından birine daha maruz kalmayalım. Bu sebeple son dönemde söylenilen yalanlar içinde ilk 10’u belirlerken oldukça zorlandık. Çünkü o kadar çok yalan vardı ki... Bir kısmını da bonus olarak kutu yaptık. İşte AKP’nin çürütülen ya da ortaya belge koyamadıkları 10 büyük yalanı…

    Belgesiz gazetecilik ve belgesiz siyaset yeni Türkiye’nin en popüler kavramları haline geldi. Gerek ülkeyi yönetenler, gerekse varlık sebepleri iktidarı kayıtsız şartsız desteklemek olan gazete ve televizyonlar yalan söylemekten, yalan yazmaktan çekinmiyor. Kaynağı olmayan, somut bir kanıt, gerekçe, belge, bilgi göstermeden iktidar medyasının açıktan söylediği yalanlarla kamuoyu yönlendirilmeye çalışılıyor. İddialar ise ya muhatapları tarafından çürütülüyor ya da kendileri bir belge ortaya koyamıyor. Ama buna rağmen yalanda ısrar etmekten vazgeçmiyorlar. Bunun son örneği geçtiğimiz hafta yaşandı. Başbakan Ahmet Davutoğlu, Gümüşhane’de düzenlenen AKP mitinginde Hidayet Karaca ve polislerle ilgili tahliye kararının Fethullah Gülen Hocaefendi’nin talimatıyla yapıldığını iddia ederek, “Bir hafta önce Pensilvanya’dan bir talimat aldılar, kayıtları var bizde.” diye konuştu. Yandaş medyaya göre Hocaefendi’nin Herkül.org’da yayınlanan haftalık sohbetindeki dua talimattı. Hocaefendi’nin avukatları da iddiaları yargıya taşıyarak Davutoğlu’na “Elindeki kayıtları mahkemeye sun ve iddianı ispat et.” çağrısı yaptı. Aradan bir hafta geçti ama Davutoğlu hâlâ belgenin ne olduğunu açıklayamadı. Aynı şekilde Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın HDP’li belediye başkanıyla yaptığı ve gazetede yayınlanan görüşmesi için de gizli toplantı iddiasında bulundu. Bunun da yalan olduğu görüntülerle belgelendi.

    Kabataş yalanı kabına sığmadı…

    Gezi protestolarının devam ettiği 1 Haziran’da türbanlı bir kadının 90-100 kişilik üstleri çıplak, ellerinde deri eldivenler bulunan, başları sargılı kişilerce taciz edildiği ve bebeğiyle birlikte şiddete maruz kaldığı iddia edilmiş, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da bu iddiayı dile getirmişti. Bunun üzerine iktidar yanlısı birçok gazete, olayı Gezi eylemcilerine mal ederek yazmıştı. Sözde mağdurla yapılan ve manşetlerden servis edilen haberler, toplumun kutuplaşmasını zirveye çıkarmıştı. Daha sonra Bahçelievler Belediye Başkanı Osman Develioğlu’nun gelini olduğu öğrenilen Zehra Develioğlu’nun yaşadıklarını gösteren Mobese görüntüleri olduğu söylenmişti. Hatta Erdoğan, 2013 Haziran ayında ‘Cuma günü görüntülerini açıklayacağız’ demişti. Aradan yıllar geçti ancak olayı kanıtlayan bir görüntü yayınlanmadı. Şubat 2014’te çok konuşulan ve nefreti tetikleyen bu iddianın kamera görüntülerini yayınladı Kanal D. Görüntülerde, iddia edildiği gibi yarı çıplak 90-100 kişilik grup şiddeti yoktu. Tüm ülke neredeyse her cuma Erdoğan’ın görüntüleri açıklamasını beklerken, bir kesim, kadının tacize uğradığı konusunda ısrarlıydı. Ta ki, Z.D. ile görüşen gazeteci Balçiçek İlter özür dileyene kadar. “Ben kendi adıma bir genç kadının hezeyanlarını sizlerle paylaştığım için özür dilerim. Yanıltıldım.” sözlerini diğer bir gazeteci Elif Çakır’ın avukatı Fidel Okan’ın olayın abartıldığını söylemesi ve Çakır’ı yalanlaması izledi. Derken olayın ateşli savunucularından İsmet Berkan da özür diledi.

    Camide içki…

    Gezi Parkı olaylarının tazeliğini koruduğu günler… Yer Kabataş Bezm-i Alem Valide Sultan Camii. Toplumu ikiye bölecek bir iddia daha: Camide içki içildi. Dönemin başbakanı Erdoğan, 11 Haziran 2013’teki AK Parti Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmasında, “Dolmabahçe Bezm-i Alem Valide Sultan Camii… Ayakkabılarla içine gireceksiniz. Orada içeceksiniz. Ve bu ülkenin dini mabetlerine karşı bu saygısızlığı yapacaksınız. Ne adına? Çevre adına. Caminin müezzinini tehdit edeceksiniz. Bütün görüntüler elimizde. Cuma günü arkadaşlarımıza bunları görüntüyle vereceğiz.” ifadelerini kullanmıştı. Eylemcilerin sığındığı caminin müezzini Fuat Yıldırım, Emniyet’te altı saat süreyle tanık olarak ifadenin ardından, “Ben camide içki içen görmedim, olsa muhakkak görürdüm.” demesinin ardından çok zaman geçmeden Başakşehir’e bağlı Kayabaşı köyüne sürülmüştü. Caminin imamı Halil Necipoğlu Zeytinburnu’na, Beyoğlu Müftüsü Recai Albayrak ise Karadeniz Ereğli’ye tayin altında sürülmüştü. Yayınlanan görüntülerde de içki içildiğine dair somut bir kanıt yoktu.

    Sümeyye’ye suikast iddiasını TwItter yalanladı

    Bu kez yalana konu olan isimler hayli şaşırtıcı. Biri Twitter fenomeni sanal bir kullanıcı olan Fuat Avni, diğeri CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran. Yalan ise ‘Umut Oran ile @fuatavni_f arasında Twitter’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan’a yönelik suikast hazırlığı da dâhil bir dizi plan yapıldığı iddiası. Bu yalanı iktidara yakın Star, Akşam ve Güneş gazeteleri gündeme getirmişti. CHP’li Umut Oran, konuyla ilgili TBMM’de yaptığı basın toplantısında kendisine ve partisine yönelik saldırıda bulunan yandaş medyayı sert ifadelerle eleştirmiş ve yalanlamıştı. Umut Oran, iktidara yakın medyanın kendisiyle ilgili iddialarını Twitter’ın ABD’deki merkezinden gelen yazıyla bir kez daha çürüttü. Twitter’dan gelen cevapta, Umut Oran ve @fuatavni_f adlı kullanıcıların birbirini takip etmediği ve ‘DM’ yoluyla mesajlaşmalarının mümkün olmadığı, Oran’ın 73 sayfalık görüşme dökümünde böyle bir kayda rastlanmadığı belirtilmişti. Umut Oran suikast yalanını Twitter’dan gelen belgeler ve “Siz bir terör örgütüsünüz, kumpasçısınız, tetikçisiniz ve müfterisiniz. Yaptığınız anayasal düzene, hukuk devletine darbedir.” sözleriyle çürütmüş oldu.

    Böceği koyan buldu

    2011'in Aralık ayında dönemin başbakanı Erdoğan'ın Ankara Subayevleri Mahallesi'nde evinin bulunduğu binadaki ofisinde bir dinleme cihazı görüldüğü iddia edilmişti. O tarihten bu yana Ankara'yı meşgul eden böcek soruşturması 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasından sonra bir anda yeniden gündeme getirilmişti. Erdoğan, Şubat 2014'te yaptığı açıklamada, böcekleri yerleştiren kişilerin belirlendiğini ve bu kişilerin yurtdışına kaçtığını iddia etmişti. Ancak aradan çok geçmeden böcekleri yerleştiren kişi olduğu öne sürülen S.D.'nin yurtdışına kaçmadığı ve resmi görevle yurtdışında bulunduğu ortaya çıkmıştı. Daha sonra aynı müdüre inceleme yaptırmadıkları, hazırladığı raporu değiştirmeyince de yurtdışı görevine sürüldüğü ortaya çıkmıştı. Daha sonra böcek olarak adlandırılan dinleme cihazı konulmasıyla ilgili 13 kişi hakkında dava açıldı. Böceklerin bulunduğu sırada olay yerinde olan dönemin Başbakanlık Müşaviri, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mustafa Varank tanık olarak dinlendi. MİT ekibiyle birlikte böceği bulduklarını belirten Varank, gerekmesine rağmen bir tutanak tutmadıklarını itiraf etti. Efkan Ala'nın talimatıyla aramada bütün polislerin dışarı çıkarıldığını, MİT mensuplarının içeride kaldığını söyledi. Bunun yanı sıra böcek olayıyla ilgili TÜBİTAK'tan geçmiş tarihli bir rapor istendiği ortaya çıktı. İstedikleri şekilde rapor yazmadığı için TÜBİTAK eski başkan yardımcısı Hasan Palaz, daha önce gözaltına alınıp bırakılmasına rağmen, ikinci kez gözaltına alınıp tutuklandı. Varank, ifadesinde MİT ve Efkan Ala'yı işaret ederek, Hasan Palaz ise raporda tahrifat yapmadığı için görevden alındığını söyleyerek böcek yalanını çürütüyor.

    Faiz lobisi dedi, açılışına katıldı

    31 Mayıs 2013’te başlayan Gezi Parkı olayları akabinde dönemin başbakanının dile getirmesiyle bir kavram girdi hayatımıza: Faiz lobisi. Neydi bu faiz lobisi? Dönemin başbakanı Erdoğan'a göre, protestoculara destek veren Koç, Boyner gibi dış bağlantıları olan, ekonominin nabzını tutan, iş dünyasının önde gelen isimleri... Uzun süre komplo teorilerinin, kara propaganda listelerinin başında yer aldı faiz lobisi. Ancak aradan geçen zamanda Koç grubunun iddia edildiği gibi bir faiz lobisi olduğu yalanını Erdoğan bizzat kendisi çürüttü. Gezi Parkı sonrası Kasım 2013'te düzenlenen ‘Türkiye İnovasyon Haftası’nda, Ali Koç'a İnovasyon Liderliği ödülünü Erdoğan vermişti. Faiz lobisinin bırakın kim olduğunu, nasıl yönetildiğini, dış bağlantılarını ortaya çıkarmayı; Erdoğan, daha sonra faiz lobisi olmakla suçladığı Koç'un bir fabrikasının açılışına da katılmıştı.

    7 bin kişi dinlendi efsanesi

    23 Şubat 2014'te Star ve Yeni Şafak, aynı manşetle çıktı. ‘7 bin kişiyi dinlemişler' ve ‘Derin Kulak Pensilvanya' başlıklı haberlerde iki TMK savcısının 'Selam Terör Örgütü' soruşturması altında mahkemelerden aldığı izinlerle üç yıl boyunca dinleme yaptığı iddia edilmişti. Havuz medyasına ilk yalanlama İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu'ndan gelmişti. Salihoğlu'na göre dolaylı dinlemelerle birlikte bu rakam 2 bin 280 idi. Dinlemeyi yapanlar ise 7 Şubat 2012'de yaşanan MİT soruşturması krizi sonrasında özel yetkileri alınan Adnan Çimen ve sonrasında soruşturmayı devam ettiren Adem Özcan'dı. Savcı Adem Özcan, haberdeki bilgilerin doğru olmadığını açıklarken, Savcı Adnan Çimen de HSYK'dan dosyanın incelenmesi için müfettiş talep etmişti. İktidarın getirdiği savcılardan İrfan Fidan ise takipsizlik kararı verdiği dosyada dinlenen kişi sayısını 238 olarak açıklayarak yalanı belgelemiş oldu.

    Dolarların belgesini hâlâ gösteremedi

    17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan hemen sonra, soruşturmanın seyrini değiştirmek adına atılan iftiralardan Bank Asya da nasibini almıştı. Önce havuz medyasında yalan haberler yayılmıştı. Güya, Bank Asya, 17 Aralık 2013 tarihli rüşvet ve yolsuzluk operasyonundan haberdar imiş ve bunu fırsata çevirmek için yüklü miktarda döviz toplamış. Vurgun 2 milyar dolarmış. Ekonomistler, dövizden bu büyüklükte kâr etmek için 30 milyar dolar almanın yetmeyeceğini söylediği halde bu kez bir devlet yetkilisi konuyu gündeme getirmişti. İçişleri Bakanı Efkan Ala çıktığı bir televizyon programında, “Operasyon öncesi dolarları kim aldı diye soruyorsam şüpheden değil, elimde belgeler olduğundan soruyorum.” demişti. Bank Asya’nın, uzmanların açıklamalarına rağmen bu yalan sürdürülmüştü. Olayın üzerinden bir yıldan fazla süre geçti. Efkan Ala hâlâ elindeki belgeleri gösteremedi.

    Bir yıl geçti, ‘Kim tehdit etti?' açıklayamadı

    Başbakan Yardımcısı ve hükümet sözcüsü Bülent Arınç'ın, 2 Mart 2014 tarihinde CNN Türk'teki konuşmasında, "Dershaneler konusunda Cemaat, Başbakan'ı (Tayyip Erdoğan) tehdit etti". sözlerinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. Arınç bu sözleri bizatihi Erdoğan'dan duyduğunu anlatmıştı. "Bana geldiler, 'Elimizde kasetler var piyasaya süreriz, hükümetini yıkarız' diye konuştular. Ben de restini gördüm. ‘Sonunda bu alçaklığı da yapacak mıydınız?' diye onlara söyledim." dediğini aktarmıştı. Birkaç gün sonra tehdit konusu Bülent Arınç'a tekrar sorulduğunda cevap, “Bugün isim vermemi mi istiyorsunuz? O akşamki konuşmalarıma ilave edecek herhangi bir husus yok.” şeklinde olmuştu. Aradan geçen sürede ne Arınç ne Erdoğan bu isimleri açıklamadı.

    Baykal kasedi iddiasını bizzat muhatabı çürüttü

    Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, yolsuzluk dosyalarındaki ses kayıtlarını kamufle etmek için, 17 Aralık sonrası ısrarla 2011 seçimleri öncesinde internete sızdırılan Baykal ve MHP kasetlerini gündeme getirmişti. Şubat 2014'te partisinin grup toplantısında da hiçbir somut delil göstermeden bu kasetlerin arkasında ‘paralel yapı'nın olduğunu öne sürmüştü. Hâlbuki Baykal, defalarca aksi yönde açıklama yapmış, kumpasın arkasında hükümetin olduğunu söylemişti. Daha sonra Baykal'ın ‘hükümet yaptı' iddiasını doğrulayan, Erdoğan'a ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı yayınlanmıştı. Kayıtta Erdoğan'ın Baykal'a ait olduğu öne sürülen görüntüleri izlediği ve kurmaylarına internete sızdırılması talimatı verdiği ortaya çıkmıştı.

    Nerede yazıyor dönemin başbakanı?

    Yalova mitinginde yaptığı konuşmada, yolsuzluk ve rüşvet soruşturması kapsamında hazırlanan fezlekelerde kendisi hakkında ‘dönemin başbakanı’ ifadesinin kullanıldığını iddia etmişti, dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan. Oysa savcılığa giden fezlekede 10 kez ‘Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’, 43 kez de ‘R. Tayyip Erdoğan’ kullanıldığı ortaya çıkmıştı. Yani Başbakan’ın iddia ettiği gibi, fezlekenin hiçbir yerinde ‘dönemin başbakanı’ ya da havuz medyasının dillendirdiği gibi ‘devrik başbakan’ ifadesi yer almıyordu. Aradan çok geçmeden eski Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı ‘dönemin başbakanı’ şeklinde bir ifadenin hiçbir çalışmada yer almadığını söylemişti. Operasyonların ardından dosyadan el çektirilen Savcı Celal Kara da, “Dönemin başbakanı ifadesi hiçbir fezlekede veya evrakımızda yer almamaktadır.” diyerek yalanı çürütmüştü.

    Bunlar da Bonus yalanlar

    Erdoğan: 80 öncesi kızım bana not yazdı! (Esra Hanım 1983 doğumlu)

    Cemaatin Yargıtay imamı var. (Söyleyen kişi iddiasından vaz geçti)

    Dışişlerini ‘paralel yapı’ dinledi. (Delil yok, kanaat var)

    PKK ve Cemaat ortak çalışıyor, belge var. (O belge hâlâ sunulamadı)

    Ayakkabı kutusundaki paraları polis koydu. (O paraları sahipleri faiziyle geri aldı)

    PKK ile görüşmüyoruz, görüşen şerefsizdir. (Erdoğan görüştüklerini açıkladı)

    Urla’daki villalar 30 yıl önce yapıldı. (4 yıl öncesine kadar olmadıkları ispatlandı)

    Cemaat mensuplarını fişlemedik. (2004’ten beri fişledikleri belgelendi)

    Z. Çağlayan: 700 bin TL’lik saati ben aldım. (Kendisi Zarrab’ın aldığını itiraf etti)

    HDP’li Diyarbakır Belediye Başkanıyla arka kapıdan girip gizlice görüştüler.

    (Görüşme gazetede haber olarak yer aldı. Ortaya çıkan görüntüler de iddiaları yalanlıyordu.)


    0 0

    Yeni şehirler için milyarlarca dolar gerekir; ancak Çinli sanatçıya kendi şehri için 50 bin madeni para yetti. Üstelik bir damla tutkal kullanmadı.

    Çinli sanatçı He Peixi, kendi şehrinin taklitini yapmak için sadece madeni para, yemek çubukları ve akik taşlarını kullandı. 11 farklı eski ve yeni para türü topladıktan sonra, benzersiz projesini 50 bin parça kullanarak tamamladı. Günde 2 saat için şehrin binalarını, köprülerini ve işaretlerini inşa etmek için yemek çubuklarıyla madeni paraları istifledi. Yangtze ve Jialing nehirlerini ise yeşil ve kırmızı renkli taşları kullanarak oluşturdu. Aylarca uğraştığı projede hiç tutkal kullanmadı. Çünkü Çin yasalarına göre, paraya zarar vermek yasaklanmıştır.

    Bu sanatçı minyatür mimari harikalar oluşturmak için ilk kez para kullanmadı. Peixi, 3 yıldan fazladır bu işle uğraşıyor. Geçen yıl, para kullanarak Titanic’in detaylı bir taklitini sadece 10 günde tamamlamıştı. İşin ağrı verici olduğu söyleyen sanatçı, bittiği zaman ise büyük bir mutluluk duyduğunu anlattı.


    0 0
  • 05/09/15--14:00: Tam 659 basamak!
  • Kolombiya’nın küçük Guatape kasabası benzersiz bir doğa manzarasına sahip. Ancak bu manzaranın en güzel izlenebildiği kayaya tırmanabilmek için katlanmanız gereken 659 basamaklık meşakkatli bir yolculuk bulunuyor.

    Bu kaya, dikey yüze sahip ve ziyaretçilerin tırmanması için 659 basamak bulunuyor. 1954 yılında bu merdivenler yokken, 3 maceraperestin granit kubbenin üstüne ulaşabilmesi 5 gün sürmüş.

    Merdivenlerin inşasının ardından kayanın zirve noktasında turistlerin kartpostal ve hediyelik eşya almaları için küçük bir alan yapılmış.Eğer bir yükseklik korkunuz yoksa buradaki manzara aklınızı başınızdan alabilir.

    Milyonlarca yıl önce dev kaya şekillenmiş ve kayanın kuzey tarafında G harfi ile U harfinin bir kısmı beyaz renkte görünüyor.

    Bölgede anlatılanlara göre, Guatape ve El Penol kasabaları kayanın kendilerine ait olduğu konusunda ihtilaf yaşanıyor. Guatape sakinleri kendi kasabalarının ismini kayanın üzerine boyamaya karar vermiş. Ancak El Penol’daki halk da bunu farkediyor ve durdurmak için büyük bir grup toplanıp yazıyı durduruyor. Bu nedenle sadece G ve U’nun yarısı yazılabilmiş.


    0 0
  • 05/09/15--14:00: Hem lezzetli hem doyurucu
  • Avrupa, Afrika, Asya, Amerika, Okyanusya… Neredeyse tüm kıtalarda onlarca ülkede kahvaltı sofralarının vazgeçilmezi pankek. Kökeni çok eski, Antik Yunan’a kadar dayanıyor.

    Genelde tatlısı yaygın ama tuzlu şekilde tercih edenler de var. Özellikle Amerika ve İngiltere’de pek meşhur. Paskalya öncesi büyük perhizin başlangıcı olan salı günü bazı ülkelerde (Kanada, İngiltere, İrlanda, Avustralya, Fransa…) pankek günü olarak kutlanıyor ve o gün festival havasında geçiyor. Yardım dernekleri tarafından pankek koşu yarışları (Yarışmacılar bir elinde tava, içinde pankek koşuyu tamamlamaya çalışıyorlar.) en kısa sürede en çok pankek yapma yarışmaları düzenleniyor.

    Son derece pratik. Damak tadımıza da uygun. Anadolu’da bazlama ya da akıtma denilen hamur işine benziyor. Krep ile malzemeleri aynı lakin yapım aşaması ve pişirme teknikleri farklı. Pankek daha yumuşak ve kabarık. Ayrıca krepe göre daha ufak. İngilizler içine kabartma tozu koymuyor, bu haliyle daha çok krepi andırıyor. Kuzey Amerikalılar ise kabartma tozuyla yapıyor. Bu haliyle daha çok İskoçların pankeki ya da ‘drop scone’ denilen yulaf ezmesinden yapılan gözlemeye benziyor.

    Pankek, maple şurubuyla özdeşmiş gibi. (Akçaağaç şurubu olarak da bilinir.) Kanada’nın simgesi olan maple ağacının öz suyundan elde ediliyor. Çam sakızına benzer bir su bu. Doğal bir tatlandırıcı olduğundan sağlıklı da. Büyük marketlerde bulabilirsiniz. Biraz pahalı ama değer. Pazar günü kahvaltı sofranızı çeşitlendirmek istiyorsanız, işte fırsat.

    PANKEK

    Malzemeler

    2 adet yumurta

    3 yemek kaşığı sıvı yağ (eritilmiş ve soğutulmuş tereyağı da olabilir.)

    3 yemek kaşığı toz şeker

    3 su bardağı un

    2 buçuk su bardağı süt

    1 paket kabartma tozu

    1 paket vanilya

    Bir tutam tuz

    Yapılışı: Yumurta, sıvı yağ, toz şeker, süt, vanilya ve tuzu geniş bir kâseye koyun, iyice çırpın. Ardından un ve kabartma tozunu ekleyip akıcı bir kıvam elde edene kadar karıştırın. Teflon tavaya çok az sıvı yağ koyun, kısa bir süre ısınmasını bekleyin. Küçük bir kepçe yardımıyla hamurdan alıp tavaya koyun.

    Kısık ateşte üzeri göz göz olana kadar ya da kahverengi bir hal alıncaya dek pişirip diğer tarafını çevirin. İki tarafı da piştikten sonra servis tabağına alın.

    Üzeri için: Bal, reçel, çikolata, pudra şekeri ve kaymak, tereyağı kullanabilirsiniz. Kat kat yapıp aralarını mevsim meyveleri ve kuruyemişle zenginleştirebilirsiniz. Pankek’i tuzlu yapacaksanız hamuruna şeker koymayın. Pişirdikten sonra sebze, et, peynir ya da yumurtayla da yiyebilirsiniz.

    Not: Yapışmaz bir tavanız varsa hamuru dökmeden önce yağ koymanıza gerek yok.

    Bir pankek workshop’ında denk gelmiştim. Pankekler daha puf olsun diye yumurtanın akları sarılarından ayrılıp tuzla birlikte mikserle çırpılmış. Başka bir kapta ise sarısı ve süt çırpılıp diğer malzemeler ilave edilmişti. (Un, şeker, kabartma tozu.) Ardından bu karışım köpük haline getirilmiş, bir spatula yardımıyla ve köpüğün havasını fazla almadan yumurta akıyla karıştırılmıştı. Bu yöntemi denemedim ama şahit olduğum kadarıyla pankekler daha çok kabarıyor. Tercih size kalmış.

    İlk defa yapacaksanız…

    Eliniz yatkın olmadığından çevirme işlemini gerçekleştirirken şekli bozulabilir. Birkaç deneme sonra alışacaksınız. Pankek hamuru krep hamuruna göre daha yumuşak ve puf olacağından yanma ihtimali yüksek. İlk yaptıklarınız yanabilir, dikkatli olmalısınız.


    0 0
  • 05/09/15--14:00: Bizim Köy
  • Ayıcı Bayram değil, Johnny

    Kedi, köpek iyi hoş da bir de evde ayı besleyenler var. ABD’nin Florida eyaletinde üç kuşaktır ayı eğitmenliği yapan Welde ailesinin son temsilcisi Johnny Welde, evini 13 ayıyla paylaşıyor. 59 yaşındaki Welde, ortalama 400 kilo ağırlığındaki ayılarını evinin arka bahçesinde besliyor. Hayatlarını 89 yıldır ayı oynatarak kazandıklarını söyleyen Welde’ye göre ayıların her biri ailenin üyesi gibi.

    72’ye gittim, dönücem

    Facebook yüzünden ergenlerin yapmadığı şebeklik kalmadı. Şimdi de 72 Oyunu çıktı başımıza. Hiç kimseye haber vermeden ve arkalarında hiçbir iz bırakmadan, gizlenerek 72 saat boyunca ortaya çıkmamaya dayalı oyun, ailelere korkulu anlar yaşatıyor. Uzmanlar, gençlerin kaybolarak ailelerini korkutmak ve dikkat çekmek için yaptıkları bu davranışlar karşısında ebeveynlerin, şüpheli gördükleri durumlarda profesyonel destek almaları konusunda uyarıyor.

    Para yasaklanıyor!

    Parasız hayat düşünülemez, düşünülmesi teklif dahi edilemez sanılsa da Danimarkalılar bunu başarmak üzere. Ülkede gelecek yıl nakit ödeme devri kapanıyor. ‘Danske Bank’ın mobil ödeme uygulaması her üç kişiden birinde var. Bankanın ‘MobilePay’ isimli uygulaması Apple Pay ile benzer özelliklere sahip. MobilePay’i kullananlar nakit veya kredi kartına ihtiyaç duymaksızın yaptıkları harcamaları, akıllı telefonlarını cihazlara okutarak gerçekleştirebiliyor.


    0 0

    Baha Boduroğlu, müzikseverlerin bildiği ismi ile Baha hafızalarımızda yer eden pek çok besteye imza attı. Bazılarını Güzin ile Baha ikilisi olarak seslendirdikleri eserlerinin birçoğu da ünlü başka sanatçılar tarafından seslendirildi.

    Müzisyenin en sevilen şarkıları yeniden düzenlenip yorumlanmasıyla oluşan “Baha'nın 40 Yıllık Şarkıları” albümü yayınlandı. Albümdeki şarkıları Sezen Aksu, Erol Evgin, Fatih Erkoç, Yeliz, Ercan Turgut, Jale ve Eda&Metin Özülkü gibi isimler seslendirmiş. Baha'nın şarkılarının yeni halleri bize hem nostaljik hem de yeni tadı veriyor. Albüm, sanatçının naif kalbinden yansıyan eserlerinin tüm zamanların hislerine ortak oluğunun kanıtı.

    Bu yaz caz zamanı

    Radio Slow Jazz Time, cazın dününü ve bugününü bir araya getiren bir albüm hazırladı. Albümde; Chet Baker, Nina Simone, Abbey Lincoln, Cassandra Wilson ve Eliana Elias gibi caz müziğin kült isimleriyle birlikte Hindi Zahra, Tonny Bennet&Lady Gaga, Melody Gardot, Robert Glasper Experiment, Jamie Cullum, Norah Jones gibi günümüzün isimler bir araya geliyor. Geleneksel Fas ezgileri ve blues dokunuşlarının birleştiği Hindi Zahra'nın Any Story teklisi ile başlayan çalışma, Eliana Elias'ın unutulmaz şarkısı Chega De Saudade ile final yapıyor. Albüm özellikle caz tutkunlarının arşivinde olmayı hak eden bir toplama.

    Atlas'tan Bir Uyumsuz Bulut

    Tuna Kiremitçi, Burak Aldinç, Selim Öztunç, Murat Kulaksızoğlu ve Hasan Köseoğlu'ndan oluşan Atlas, ikinci albümleri ‘Bir Uyumsuz Bulut’ ile karşımızda. 2013'te yayımlanan ilk albümleri ‘Selam Yabancı’ ile dikkat çeken grubun yeni EP'sinde üç şarkı yer alıyor. Albüme ismini veren çıkış şarkısı Bir Uyumsuz Bulut'un ve Bu Kaçıncı Sonbahar'ın söz ve müziği, Tuna Kiremitçi'ye ait. Yalan adlı şarkıda ise Selim Öztunç imzasını görüyoruz. Atlas bu albümde kısa ama keyifli bir dinleme vaat ediyor. Çoğumuzun bugün ihtiyacı olan uyumsuz bir bulut olmanın keyfini. Atlas ile henüz tanışmadıysanız bu albümdeki şarkıları sizin için güzel bir fırsat.


older | 1 | .... | 130 | 131 | (Page 132) | 133 | 134 | .... | 165 | newer